Hükümet, HDP ile görüşmeleri Barzani kanalıyla mı yürütüyor?



Kürdistan Amerikan Üniversitesi'nde, Siyasal Bilgiler Fakültesi'nde akademisyen olan Arzu Yılmaz, AK Parti hükümetinin HDP ile görüşmelerini Barzani üzerinden yürüttüğünü öne sürdü.

Diken.com'tr'de yer alan bilgide; Selahattin Demirtaş'ın başkanlığındaki HDP heyetinin Kürdistan Bölgesel Yönetimi (KBY) Başkanı Mesud Barzani'yle geçtiğimiz günlerde bir araya gelmesi, yeni ateşkese dair umutları da yeşertti. Tüm bu gelişmeleri, Kürt sorununu yakından takip eden uzmanlardan akademisyen Arzu Yılmaz'a sorduk. Bu yıl Duhok'ta açılan Kürdistan Amerikan Üniversitesi'nde, Siyasal Bilgiler Fakültesi'nin başına geçen Yılmaz'ın yanıtları şöyle oldu:

"ÖCALAN'IN BİR PLANI VAR"

Mehmet Öcalan'ın İmrali'ya gidişine izin verilmesi farklı yorumlara neden oldu. Sizce hükümet yeniden Öcalan üzerinden barış görüşmelerini başlatabilir mi?

“Çözüm mözüm yok” denilse de bir nabız yoklama niyeti var gibi. Bu niyetin bir başka göstergesi de KBY Başkanı Mesud Barzani üzerinden kurulan dolaylı temas mekanizması. HDP heyetinin Irak Kürdistanı'nda gerçekleştirdiği görüşmeleri, bu dolaylı temas mekanizmasının bir parçası olarak okumak yanlış olmaz. Ama bir sonuç çıkar mı bilmiyorum, biraz daha beklemek gerekiyor. Belli ki Öcalan'ın bir planı var, yoksa devlet hazırsa altı ayda bu sorunu çözeriz demezdi. Bu açıklama kamu oyuyla paylaşıldığına göre devletin de bu plana aklı yatıyor demektir. Ama PKK'nın yaklaşımı konusunda henüz bir bilgi yok. Bu aşamada benim için kesin ve değerli olan bilgi şu: Türkiye devleti, ülkenin en önemli sorunu hakkında TBMM'de temsil edilen siyasi bir partiyle, bir başka ülkenin siyasi aktörü aracılığıyla görüşüyor… Bu durumun hem Türkiye'de yaşanan siyasi kriz, hem de Kürt sorunun geldiği aşama hakkında söylediği çok şey var.

15 Temmuz darbe girişimi hükümetin ve Erdoğan'ın, Kürt sorununa bakış açısını nasıl etkiledi?

Erdoğan'ın Kürt sorununa kendi siyasal hedeflerine ulaşmak için araçsal bir değer biçtiği artık herkesin malumu. Bu haliyle, dün‘ortak' olan Kürtlerle barış ya da bugün ‘tehdit' olan Kürtlerle savaş arasında temelde bir yaklaşım farkı yok aslında. Baki olan Erdoğan'ın siyasi hedefleri; bu hedeflere kendisini ulaştıracak yolun ne olduğunun çok da önemi yok. Onun için de barış ve savaş, uzlaşma ve çatışma arasındaki geçişler hızlı ve keskin oluyor. Bu, Fethullah Gülen Cemaati, Esad rejimi hatta en son Rusya örneğinde hep böyle işledi. Erdoğan kiminle dost, kiminle düşman kestirmek zor. Çünkü kurulan ilişkilerin istikrarını sağlayacak ilkesel bir çerçeve yok. Türkiye'nin Batı'yla olan ilişkilerinde son zamanlarda yaşanan sıkıntıların bir nedeni de bu.

Bu bağlamda, 15 Temmuz'un Kürt sorununa yaklaşımda etkisi de söz konusu araçsal değerin yeniden tanımlanmasıyla oldu. İçinden geçtiğimiz süreçte, Erdoğan iktidarının devamıyla Türkiye'nin siyasal varlığının bekası özdeşleşirken, yürütülen savaş adeta kutsandı. Nihayetinde, Kürt sorunu bu özdeşlik ilişkisini pekiştiren bir tehdit olarak kodlandı, işlevselleşti. İktidar yeniden özgüvenini kazanana kadar da bu durum böyle devam edeceğe benziyor.

"KÜRT SİYASAL HAREKETİ YATIRIMINI ROJAVA'YA KAYDIRDI"

Türkiye'nin Suriye'ye fiili müdahalesi ve YPG'ye karşı sert tavrı söz konusu. Eğer Kürtlerle yeniden masaya oturulacaksa, bu durum Rojava üzerinde bir pazarlık olacağı anlamına mı geliyor? Öcalan bu denklemin neresinde?

Sadece bu değil ama İmralı sürecinde olduğu gibi eğer barış masası yeniden kurulacak olursa, müzakerelerin seyrini tayin edecek asıl faktör Rojava olacaktır. Her şeyden önce Kürt siyasal hareketi son yıllarda siyasi ve askeri yatırımını büyük ölçüde Rojava'ya kaydırdı. Rojava'da alınacak sonuç diğer parçalardaki politikaların belirlenmesinde etkili olacaktır. Öcalan'ın bu denklemdeki yeriniyse aslında Türkiye'nin tavrı belirleyecek. Öcalan bir taraf olarak tanınır ve bu tanımlamaya uygun konumlandırılır ise etkili olur. İmralı sürecinde bir taraf olarak tanımlandı, örneğin Meclis'ten geçen müzakere yasası da buna uygun bir yasal konumlandırmanın yolunu açtı. Fakat sıra pratik adımların atılması aşamasına geldiğinde iktidar geri adım attı.

Öcalan, Kürt siyasi hareketi üzerindeki etkisini koruyor mu?

Buna hiç kuşku yok. Ama bu etkinin niteliğini ve işlevini doğru anlamak gerekiyor.

Bu gücü nasıl tarif edersiniz?


Bu konuyu Diken'de yayınlanan ‘Usta ve Önderlik' başlıklı yazımda da tartışmıştım. Kuruluşundan bu yana PKK stratejisinin izi sürüldüğünde, Öcalan'ın etkisi yadsınamaz. İdeolojik yönelim ve örgütsel yapılanma, politik söylem ve hedefin kurucu aktörü Abdullah Öcalan'dır. Ama bu, PKK, Öcalan'dan ibarettir anlamı taşımaz. Bu bağlamda, en önemli kırılma noktasının miladı da 1999'dur.

Kürt siyasal hareketine biçim veren askeri ve siyasi iki temel yapı vardır. Askeri olanda (PKK) karar alma mekanizması, doğası gereği hiyerarşik işler. Burada 1999'dan bu yana Öcalan'ın liderliği sembolik bir değer taşır.

Askeri yapıyı da içeren fakat nicelik olarak politik/sivil alanda faal örgütlerin ağırlıkta olduğu siyasi olanda (KCK) ise nihai kararlar alınırken kimsenin sözüne ‘mutlak itaat' aranmaz. Bu Öcalan dahi olsa değişmez. Öcalan'ın KCK'deki yeri kurumsal bir yapıya işaret eder; ‘Önderlik' diye ifade edilir. Önderlik, siyasal stratejinin nihai şeklini aldığı bir KCK bileşenidir, ama tek ve son karar merci değildir.

Genel algı ise farklı. Önderlik denilince Öcalan'la özdeş kişisel bir güç merkezi var sayılıyor, ki bu doğru değil. Öcalan'ın da sık sık vurguladığı gibi, Önderlik son tahlilde etkisi ve fonksiyonu sınırlı bir bileşendir.

Ancak, Öcalan'ın Kürt kitlesel tabanında ‘kutsallaştırılan'değerini de vurgulamadan geçmemek gerekir. Hatta bazıları Öcalan'a adeta bir ‘kurtarıcı Mesih' gözüyle bakar. Konjonktürel olarak Kürt siyasi aktörlerinin kimi politikalarına toplumsal destek ya da meşruiyet arayışında bu ‘Kutsal'a sık sık atıf yapmaları da bir vakadır.

"ÖCALAN'IN ETKİLİ OLMASI İÇİN TÜRKİYE'NİN TAVRI ÖNEMLİ"

Yeniden barış süreci başlasa Kandil, Öcalan'ın taleplerini yerine getirir mi?


Bu soruya yanıt ararken Suriye'de olgunlaşan deneyimi gözden kaçırmamak gerekir. Bu savaşta strateji üreten liderlerin yerini taktik uygulayan öznelerin almasına tanıklık ettik. Bu bağlamda yalnızca Öcalan'ın değil, birçok liderin aldığı kararın alandaki etkisi büyük ölçüde sınırlı kaldı.

Dolayısıyla, olası bir barış sürecinde atılacak adımları basitçe Kandil'in Öcalan'ın taleplerini yerine getirmesi ya da getirmemesi üzerinden okumak yanlış olur. Ne ‘Kandil'le adreslenen karar alma mekanizmasında, ne de barışın sağlanacağı alanda işler birinin söylediğine göre ötekinin yaptığıyla yürümüyor.

Nihayetinde eğer gerçekten Öcalan'ın etkili olması isteniyorsa, yukarıda da söylediğim gibi Türkiye'nin tavrı önemli. Öcalan'ın farklı gruplarla rahatça görüşebilmesinin önünün açılması gerekiyor.

Kürtlerin toplamı içerisinde Öcalan mı yoksa Barzani mi daha güçlü?

90'lı yıllarda sürdürülen Kürdistan'ın lideri kimdir tartışmaları ya da rekabeti bağlamında deyim yerindeyse köprünün altından çok sular geçti. Nihayetinde Öcalan, Barzani ve Talabani çağdaş Kürt siyasal hareketinin tartışmasız liderleridir. Bu liderlerin her bir Kürdistan parçasında görece birbirlerine üstünlük kurdukları bir etkileri vardır. Ancak Talabani'nin sağlık durumu herkesin malumu… Öcalan'ın tutsak olmasıysa bir başka gerçek.

Barzani'ninse uluslararası alanda Kürtlerin temsili konusunda tartışmasız bir avantaja sahip olduğu muhakkak. Bu temsiliyette aynı zamanda yine uluslararası alanda KBY'nin meşru ve tanınan bir siyasi oluşum olmasının da önemli payı var.

Ama şunun altını çizmek de yerinde olur. Barzani ne ideolojik olarak, ne de pratik anlamda dört parça Kürdistan'ı temsil etmek gibi bir iddiayı hiçbir zaman sahiplenmedi. Gerçi bugün bunu yapmaya teşvik edildiği hatta zorlandığı bir vaka. Ama tarihsel olarak böyle bir iddiada bulunmanın zemini yok.

Ancak Öcalan öyle değil. Öcalan, bağımsızlık şiarıyla ya da demokratik cumhuriyet önerisiyle de olsa her zaman dört parça Kürdistanı kapsayıcı bir siyaset yaptı. Üstelik bu siyaset sadece söylem olarak kalmadı, hem askeri, hem sivil örgütlenme de bununla uyumlu gelişti.

Nihayetinde bugün söz konusu üç liderin ismini anmak bir gereklilik ve Barzani'nin uluslararası temsiliyet üstünlüğü bir vaka da olsa, nüfus/bölge/askeri ve siyasi örgütlenme ölçekleri üzerinden bir tahlil yapıldığında, Öcalan'ın transnasyonel etkisinin Barzani'den daha fazla olduğu söylenebilir.
Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

banner159

banner166