banner252

İnsanlık ve insanlığın geleceği ile ilgili hiç de iyi şeyler duymadığımız, görmediğimiz şu zamanlarda yakın tarihimizin ve geleceğimizin büyük sıkıntılarından biri hiç şüphesiz vebaldir. Vebal dilimize Arapçadan geçmiştir. Kelime anlamı olarak; sonunda ceza, şiddet ve azap olan fiil günah, sorumluluk ve kötü akıbet anlamlarına gelmektedir. Beni bu yazıyı yazmaya iten sebebi hemen belirtmek isterim ki son zamanlarda gömüş olduğum tefrika içerisindeki Müslüman toplumların yönetim anlayışlarıdır. Yönetenlerin eleştiri yönetilenlerinde sorgulamadan yoksun oldukları bu ortamda vebal bize giydirilmiş bir gömlek yakıştığı da pek söylenemez. Eleştiri ve sorgulamanın kişilerin statülerinin üzerinde farklılıkları var ama sahip oldukları akıl üzerinde ortak yanları var. Önceki yazılarımızda akılın özelliklerinden bahsetmiştik. İşte bu aklın özelliklerinden sapma insanlığı vebale itmektedir. En kısa ve özetle belirtirsek devlet insanların bir arada yaşamasını kolaylaştırmak için kurulmuş bir kurumdur. Nasıl insanı bir dünyaya benzetiyorsak devleti de insana benzetebiliriz .  Şöyle ki ;

  • Devletin beyni sınırları içinde yaşadığı insanlara hizmet etme anlayışıdır.
  • Kulağı dertleri dinlemesidir.
  • Kol ve elleri sıkıntıları halletmesidir
  • Ayakları hizmet etme, hizmet götürmektir.
  • Devletin kalbi hukuktur.
  • Böbrekler devletin emniyet kanadını oluşturur. Nasıl böbrek kanı kirlisini ayıklıyorsa emniyette sokaklarda insanların hayatını tehlikeye sokacak vaziyetleri ortadan kaldırmaya çalışır.
  • Kan ve sinir hücreleri devletin hizmetlileridir. Kamu çalışanlarıdır.
  • Damarlar hizmetlilerin izlediği yoldur.
  • Akciğerler devletin bütçesidir. Eğer diğer organlardan biri hizmet ederken nefes darlığı çekerse oksijen takviyesi yaparcasına mali destek verir.
  • Karaciğerde adeta devletin maliyesini oluşturur. Vücudun ısısını ayarlama özelliği sıcak parayı kontrol, kan miktarını ayarlaması devlete lazım hizmetlilerin bütçesini belirlemesi, protein üretmesi ekonomik güç için üretimi desteklemek, kanın pıhtılaşmasını sağlama görevi ise aksayan kırılan bir hizmeti maddi destekle tamamlama özelliğini barındırır.
  • Mide ise devletin meclisidir. Toplanma yeridir.
  • Devletin iskeleti ise toprak ve millettir.
  • Tüm bu sistemse eğitimdir yani görev bilincinde olmaktır. Sayamadığımız organlar ve devletin işlerinin benzerlikleri daha da vardır.

        Devletlerin namı yeni dünya düzeninde güçlü olmaları ile değil hukuk üstünlükleri ile ölçülmektedir. Çünkü insanı değerli kılan hukuki varlığı ve haklarıdır. Bunun içindir ki dünyada gücü elinde bulunduranlar görünüşte askeri teknolojiye sahip olanlar olsa da bence hukuk üstünlüğü olanlardır. Silah insanı yok eder. Hukuk insana kendisini de haklarını da kazandırır. Yani insan kazandırır. Hukuku biz devletin kalbi olarak tanımladık. Yani en temel unsuru. Bu sebeple hukuk tüm insanlığın ortak değeridir. Bunun için insan hayatının hiçe sayıldığı yeniçağda herkesin güçlü olması kolaydır. Ama insan varlığını koruyan hukuk üstünlüğünü sağlamaya çalışanlar azınlıktadır. Azınlığın çoğunluğa karşı mücadelesi cesaret ister. Ortak amaç ister. İşte bu yüzden hukuku savunanlar güçlüdür. Güç insanlık için mücadele edenlerindir. Yok edenlerin değil. Çünkü mesele zora talip olmaktır kolay olana değil. Müslüman coğrafyasında haksızlıklar oluyorsa  bunun sebebi hukuk yoksunluğudur. Ve hukuku savunanların bu kadar azınlıkta olması, yargı da yargısız infazın çok olduğu, siyasi iradeden emir alan bir hale gelmesi Müslüman toplumlar açısında vebaldir. Devlet insanını kucaklamalıdır. Bugün Müslüman coğrafyasın da insanlar halen sebepsizce katlediliyorsa insan ve hukuk yerine devletin üstün tutulması bunun en büyük sebeplerindendir. Jokoben* (tepeden inmecilik) anlayışın kurbanı oluyor. Bugün ülkemiz ve diğer Müslüman devletleri uluslararası barış ve yardım kuruluşlarına üyedirler. Gerek bu kuruluşlar aracılığıyla gerek kendi bünyeleri ile dünyanın çeşitli bölgelerine barışın teminatı olmaya çalışıyorlar ya da kalkınmaları için kendinden küçük devletlere maddi destek veriyorlar. Ama unutulan bir şey var ki jakoben anlayışa sahip Ortadoğu coğrafyasında devlet önce küstürdüğü halklarıyla barışmalıdır ki barışı götürmeye çalıştığı yerlerde barış ta kalıcı olsun. Yoksa kan ve hüzün bu coğrafyada eksik olmayacak gibi görünüyor. Müslüman devletlerde devletin varlık sebeplerinden biride halka hizmet etme anlayışıdır. İktidarın varlığı halkın varlığı ile ortaya çıkar. Yöneticilerin halktan uzak azınlık demokrasisi oluşturmaları vebaldir.   

                  Devletin güvenliği sağlama işlevini böbreklere benzetmiştik. Güvenlik, kolluk hizmetleri hukukun alt dalıdır. Hukuk aratır. Güvenlik arar. Kötü olanları hukukun huzuruna sunar. Rahatça uyuyabiliyorsak, huzur içinde sosyal hayatımızı yaşayabiliyorsak, bunları hiç şüphesiz kolluk hizmetlerine borçluyuz. Meclis’i mide organına benzetmiştik. Farklı siyasi, dini, mezhep kimliklerinin bir arada oldukları, fikirlerin çarpıştığı ve çoğunluğun oyu ile harmanlaştığı yerdir. Devletin diğer organlarının sıkıntılarının paylaşıldığı ve giderilmeye çalışıldığı bir nevi de doktor görevi gören bir yerdir.  Devleti devlet yapan millettir. Topraktır. Güçtür. İşte bunların resmiyetini kazandıran yer meclistir. Çünkü meclisten söz edebiliyorsak özgürce yönetimden de bahsedebiliriz. Hukukun resmiyet kandığı yerlerde meclislerdir. Ama gel gör ki Müslüman toplumların meclislerinin geneline baktığımız da  insanlık için bir fikri olmayanların, geçmişini unutup paranın eseri olmuşların, ne için orada bulunduğunu bilmeyenlerin , hukuku yok etmeye meyilli mafya tipli insanların olduğu, saygı, ahlak kavramlarından yoksun , cahil, hizmet için değil menfaat için orada bulunanların ve daha sayamadığım ahlaksızlıklara sahiplerin çoğunluğa sahip olduğu yerler haline geldi işte buda vebaldir.

              Devlet bütçesini akciğerlere benzetmiştik. Devlet içinde ki kurumların, yönetenlerin ve yönetilenlerin kendilerine yüklenmiş görevleri eksiksiz şekilde yerine getirebilmeleri için bütçenin bu ihtiyaçları karşılaması gerekir. Bütçe saymış olduğumuz statüdekilerin yol haritasıdır. Alım, satım, buna bağlıdır. Bütçe refah kaynağıdır ne kadar çoksa bütçe fazlası insanlık için yapabileceğimiz çok şey var demektir. İnsanlığın refahı demektir. Küreselleşmiş dünyada gelişmişliğin ölçüsü ekonomidir.  Para varsa üretim, tüketim, sanat, bilim, edebiyat vardır. Paranın varlığı bu saymış olduklarımızın birbiri ile iyi ya da kötü etkileşimi bir yarışı ortaya çıkaracak ve diğerinin gelişimine etki edecektir. Örnek verirsek; inşaatın çok oluşu çevrecileri, üretimin çok gelişimi kapitalizmi , kapitalizmin gelişmesi edebiyata ve sanata konu olacaktır. Yine önceki yazılarımızda da belirttiğimiz için para hiçbir şeydir. Yalnız insanların verdiği değer kadardır. Ama para insanlık için kullanıldığı vakit değerlidir. Şuan Müslümanlarda da insanlıkta da para var ama hakkı ile kullanılmadığı için benim gözümde bir değer ifade etmiyor. Müslüman toplumların maliyesi hak etmeyenin en çok payı yediği ya da haz edilmeyen yerlerde kullanıldığı görüyoruz işte bu vebaldir. Damarları devlet hizmetlilerinin izlediği yol olarak tanımlamıştık. Devlet kurumlarının birbirleri ile aidiyet bağı ile çalışmalarını sağlayan unsur damarlardır. Damarlar devlet organlarına şunu hatırlatır. Görevini insanlığa özgürce yapabilirsin ama amacınız insanlığa ve hizmet etmekle sorumlu olduklarınıza en faydalı şekilde hareket etmektir diyerek insanlık faydası açısından bir sınır çizmektedir. Bu sınır Müslüman toplumlarında çiğnenmekte devlet denen organın yokluğuna sebep vermektedir. Devletin yok oluşunu hız veren bu sınır aşıldığı için Müslümanlar arasında kan gövdeyi götürüyor. Buda vebaldir.

            Kan ve sinir hücrelerini devletin hizmetlilerine benzetmiştik. Sinir hücreleri hukuk ve kolluk hizmetleri gören hizmetlilerdir. Bir yanlış, haksızlık gördükleri zaman hiçbir merciden emir almadan resen görevlerini yerine getirirler. İnsanlık içinde böyle olması gerekir. Çünkü görev tanımlamaları kanunlarca tam tanımlıdır. Emir alarak iş yapıyorlarsa bir eksiklik var demektir. Kan hücreleri ise genel ve diğer hizmet kollarında çalışan görevlilerdir. Bunların eksik olduğu yerde  hizmette aksamalar olur. Devletin tüm işlerini bunlar görür. Devletin ayakta durmasını sağlayan hizmet yönünden iskelettirler. Bunların işini hakkı ile yapmaması devleti ortadan kaldırır. Çünkü bu hizmet birimleri devletin halka görünen yüzleridir. Bunların yüzünde ki asıklık, isteksizlik belirgin olursa halkın devlete bağlılığı ve sevgisi kalmaz. Ama Müslüman toplumlarda hizmetliler görünüşte mülakatlı gerçekte mülakatsız, işte ehli olmayan, işini sadece para için yapanların çoğunlukta olduğu sürece Müslümanlık büyük vebal içindedir. Devleti kişileştirme, benzetme ve öznel değerlendirmelerimden sonra açıkça belirtmek isterim ki nasıl insanda saymış olduğumuz organlardan birinin çalışamaması halinde diğer organların çalışması ya azalır ya da engellenir. Devlet açısından da bu durum söz konusudur. Eğer devletin organları temel işlevlerini yerine getiremiyorsa ortada yönetimsel veba hastalığı, durumsal olarak ta vebal oluşur.

           Peki, bu vebal genel olarak nedir? Yazımızın başında da dediğim gibi Müslüman toplumların yönetimsel durumlarından kaynaklı bir durumdur. Tarihin tekerrür etmesi sonucu Müslüman toplumları olarak adeta cahiliye dönemini tekrar yaşamaktayız. Kendi hatalarımızdan dolayı. Şuan yapmış olduğumuz yanlışlıklar nedeni ile hatalarında dahil olduğu ama övünülecek ve ders alacak kaynağımızın daha çok olduğu şanlı Müslümanlık tarihimizin karalanmasına sebep olduk. Hatta bizden olmayıp ta tarihten gelen insanlık anlayışımızdan dolayı bizden bir şey bekleyenlerinde umutlarını yıktık. İşte bu bile bizim büyük bir vebal içinde olduğumuzu gösterir.  Bu vebalin oluşmasında ‘ İnsanlık  Kendinden Yoksun İnsanlık Yerini Bulsun’ adlı yazımızda da belirttiğimiz üzere  bilmediğimiz ve inanmadığımız şekilde yönetilmemiz de etkilidir. Hukuk ve devlet sisteminin oluşmasında devletleri oluşturan tüm halkların dinleri, kültürleri( örf, gelenek) etkilidir. Bunlar göz önünde bulundurulmamışsa getirilen hukuk sisteminin yönetim anlayışının hiçbir anlamı değeri olmaz.  Örneğin bugün bile halen gündemimizi bunca vahim olay bulunmasına rağmen boş mesele ve tartışmalar işgal ediyorsa hukuk sisteminin görevini yerine getirememesindendir. Biz batı medeniyetine hep saldırıyoruz. Saldırmakta şu konuda haklıyız. İnsanlığın ortak değerleri olan saygı, sevgi, ahlak, adalet, merhamet v.b insanlık tarihi boyunca vardı. Mesele bunları sahiplenebilmekti. Batı bunları görünürde kendine sahiplendiği için biz kendimizi yenilmiş hissediyoruz. Yine açıkça belirtmek isterim ki yukarıda saymış olduğumuz insanlığın ortak değerleri ister krallıkta ister demokraside olsun hakkı ile sahiplenilmişse fark etmez çünkü insanlığın ortak değerleri sahiplenilmiştir. Arap baharı denilen bu illeti halen yaşayan Müslüman aleminin demokraside mi yoksa krallıkta mı kalalım mücadelesi isterse başarıya ulaşsın ne fayda. İnsanlığı yücelten bir dini, ortak değerleri anlamadıktan sonra. Ölüm gerçeğini unutmuşsak ve bir alimin ölümü alemin ölümüdür diyerek bize Müslümanlığı öğreten H.z Muhammed (s.a.v) anlamadıktan sonra Müslümanlar insanlığın faydası için canla başla çalışamıyorlar. Canla başla birbirlerini yok ediyorlar. Buda nasıl bir vebal içinde olduğumuzun göstergesidir. İnsanlığın ortak değerlerini yitirdiğimiz için 21 yy.da bedel ödüyoruz. Tarihten ders almadığımız için. Osmanlı padişahlarından 3. Mustafa, Prusya kralı 2. Frederik’in ıslahatlarını duymuş ve Ahmet Resmi Efendiyi ıslahatlardan bilgi almak için Prusya’ya göndermişti. 2.Frederik ıslahatlarının sırrını şu üç prensibiyle açıklamaktaydı;

  • Bolca tarih okuyup eski tecrübelerden yararlanmak,
  • Hazineyi daima parayla dolu bulundurmak,
  • Güçlü bir orduya sahip olmak ve sulh vakitlerinde dahi askerlere eğitim vermek. ( Şimşirgil,2018)

Bizlerde o kadar tarih dersine girdik ama ders alamadık. Çözümler tarihte saklıydı biz anlayamadık. Burada devlete vebal konusunda yönetilenlerde ortaktır. Batıda İnkılaplar yönetilenden yönetilene doğru bir yol almıştır. Ama Müslüman coğrafyasın da yönetenden yönetilene doğru hareket ettiği için bir sonuca varılamamıştır. Bunun sonucu şudur: Haksızlıklar ile mücadele için yolsuzluklarla mücadele etmek için yolsuzlukları önlemek için iyi ve adil bir düzen için lider aramaktır. Halbuki ‘Ortak Amaç’ yazımız da belirttiğimiz gibi bilinç unsuru her Müslüman da olsaydı her Müslüman bir liderdi. Boş umutlar içinde olmazdı. Bilinç unsurunun olmadığı şu Müslüman coğrafyasında hakkımızı aramak için seçtiklerimiz bize en büyük haksızlığı yapanlar değil mi? Yöneteninde, yönetileninde, hizmet edeninde sahip olduğu statüsünün bilincinde olmalıdır. Ne iş yaptığını bilmeyip insanlığa faydalı olmayı unutmakta vebaldir. Ortak değerleri sahiplenmediğimiz gibi siyaseti aramıza soktuk birbirimizi birbirimize düşürdük ayırdık. Oysa siyaset bir bilimdi. Biz onunla birçok şey başarabilecekken, kazanabilecekken onu birbirimize nefret aracı olarak kullandık.  Protesto etmeyi ve kınamayı öğrendik mücadeleyi unuttuk. İşte buda büyük vebaldir. Büyüklerimiz vavlardan kaçınmamızı yani vasi olmaktan , vali olmaktan, vakıf hizmetlerinden sakının diye öğütlemişlerdir. (Topbaş, Hizmet)  Buradaki sakınmaktan amaç görevin hakkını verememekten çekinme açısındandır. Bu büyük öğüdün şu anlık hiçbir manası kalmadı. Çünkü bugün toplumları ilgilendiren ve Müslüman toplum kurumları yöneticilerinin bu manası derin öğüdü pek dikkate aldıkları söylenemez. Menfaat ilişkileri hayatın her alanına sirayet ettiği için hakkınca iş yapmak devrim niteliği taşıyor artık. Bugün işe ehli olmayanların, menfaatçilerin olduğunu bazı mekanizmalarca makamlara getirildiğini görüyoruz. Büyük bir vebaldir.

              

               Günü kurtarma projesi şimdiki Müslüman liderlerin temel ilkesi olmuştur. Temel problemlere el atmama çabası, benim sürem bittikten sonra benden sonrası için ne olacağı beni ilgilendirmez çabası. Bize bağlı bir sistem getirmedikçe başkalarının hizmetkarı olmaya devam edeceğiz. Hani bir söz vardır; bakarsan bağ olur bakmazsan dağ olur. Aynısı şuan Müslüman liderlerin yaşadığı bir durum. Az öncede belirttiğimiz gibi oy korkusu nedeniyle toplumu yaralayan meselelere el atmama çabası. Gerçeklerle yüzleşmemizi ve yüzleşmelerini engelliyor. Yalanları dağ olmuş usulsüzlükleri bağ olmuş. Elbet uyanacak bu millet yalanlaşmış dağları yok edecek. Peygamberimizin veda haccında; emaneti olarak eli altında bir şey bulunduran kimse, onu kendisine emanet etmiş olan şahısa iade etmelidir buyurmuşlardır.( Sarıçam, s .473)  Ben bu büyük emirden şunu çıkartmak isterim. Yöneticiliği beceremeyenler bu görevi yerine getirebilecek kişilere devretmelidir.  Müslümanların yalancı siyasetçilere ihtiyacı yok çünkü bu dünya zaten yalan insanları bir daha yalanlarla kandırarak yalan içinde yaşamanın mantığı şuan tüm Müslüman aleminin bir vebal içinde yaşamasına sebebiyet vermiştir.  Peygamberimiz devlet başkanı olmasına rağmen maaş almıyordu. (Sarıçam, s. 487) ama şuan Müslüman devlet liderleri devletin her olanağından yararlanmalarına rağmen aldıkları maaşları da az görüyorlar. Onca insan açken yoksullukla mücadele ederken bu merhametsizlik değil de nedir. Nitekim İslam medeniyeti Medine’de temelini oluştururken ‘devlet idaresi ile ilgili olarak iştişare ve görevin liyakat sahiplerine verilmesi gibi temel ilkeler belirlenmişti’(Sarıçam, s. 487) Bugün bile Müslüman toplumları halen bu ilkeden yoksunlar bu da vebalin büyüklüğünü gösterir. Ey iman edenler! Yapmayacağınız şeyleri niçin söylüyorsunuz ( saf suresi, 2) denilerek bizler uyarılıyoruz. Ama şimdi Müslümanlar yapmayacağı her şey için söz veriyor. Devlet adamları aydın kişilerdir. En azından böyle olması gerekir. Toplumun tüm meseleleri hakkında çözüm arayışları içinde olan, insanlık için fikri olanlardır. Meselelere geniş çerçeveden bakanlardır. Yanlışlıkları azaltmak için çalışan doğru olmaya çalışıp doğruyu savunanlardır. İşte bu nedenle devlet adamları aydın kişilerdir. Ama Müslüman coğrafyasında ki liderlerin yanlışı doğu gibi savunmaları, meselelere menfaatçi şekilde dar bakmaları, İslam coğrafyasını bir vebal içine atmıştır. Bu vebalden kurtulmanın ilacı ideolojiler, yenilikler ve sistemler değil sadece ve sadece adalettir. Adalet hakkının hakkıya hakkını vermesidir. Eğer siz adaleti yok sayarsanız adalet her geçen gün daha da var olmaya devam edecektir. Çünkü adalet yok sayılıyorsa haksızlığa uğrayanlar çoğalacak ve başına gelenlerin adaletsizlikten geldiğini bilecek ve onu var etmeye çabalayacaktır.

                    Bu yazımızda belki kafanız karışmış olabilir. İlk başta devlet organlarının görevlerini öznel tanımlamalar ile belirttim. Ve Müslüman toplumlarda bu organların farklı şekilde çalıştıklarını ve yozlaştıklarını işin ehlinde olmadığını belirterek nasıl bir vebal içinde olduklarını ve bu organlardan birinin hakkıyla çalışamamasın durumunda neler olacağını belirtik. Buna benzer birçok hikayemiz mevcut olduğu halde şu iki hikayeden bahsederek nasıl yozlaştığımızı gözler önüne sermek istiyorum.

  

  • Yıldırım Beyazıt mahkemede ayakta eli bağlı şahitlik yapıyordu. Kadı onu sen daha namazları cemaatle kılmıyorsun nasıl şahitlik yapıyorsun diyerek mahkemeden kovdu. Burada önemli olan 15.asırda hukukun üstünlüğü anlayışının Müslüman devletlerde bulunmasıdır ki şu hal günümüz Müslüman devletlerinde bulunmamaktadır ki nasıl bir yozlaşmışlık ve vebalin tehlikesini göstermektedir.( Şimşirgi,Kayı-1,2018:)

  • 1.Abdulhamit Han kırımdan ve diğer bölgelerden gelen mağlubiyet haberlerini okuduktan sonra yapılan katliam ve işkenceleri duyduğu raporları dinlediği sırada şehadet getirerek üzüntü ve sinirden bayılmıştı. Felç geçirmiş ertesi sabahta hayatını kaybetmişti.( Şimşirgil,Kayı-8,2018). Bu bize yöneticilikte bir derstir. Hale bile Müslüman coğrafyasında yüz binlerce insan ölürken sanki ağaçtan yaprak dökülüyormuş gibi bir şey ifade etmiyor. Sözde Müslüman yöneticilerinin ne yüzleri soluyor nede koltuklarından oluyorlar. Her gün gafletlerine gaflet katıyorlar. Bu bana Fatih Sultan Mehmed’in şu sözünü hatırlattı ; Vebal nedir bilir misiniz? Hak etmeyene makam mevki vermektir. Bu nedenle devlet organlarının görevlerinin tam yerine getirememesi yöneticilerin vefasızlıklarından kaynaklanıyor. Burada anlaşılıyor ki kendileri bu görevlere gelmemiş bilinmez yerlerden atanmışlardır. Başkasının kölesi olmuşlardır. Köle kendisi kurtarmak için çalışır başkası için değil.

Kaynakça :

https://www.turkedebiyati.org/jakoben-jakobenizm-nedir-kimdir/

Jakoben: halk adına, halka karşın... Hareket edebilecek kadar radikal.

Osman Nuri Topbaş, Hizmet, Erkam Yayınları ,2014, s, 57.

Prof. Dr. Ahmet Şimşirgil, Kayı-1,Timaş Yayınları, 2016 s139 -161.

Prof. Dr. Ahmet Şimşirgil, Kayı-8, Timaş Yayınları, 2017,s 192-193.

Prof. Dr. Ahmet Şimşirgil, Kayı-8, Timaş Yayınları, 2017,s 111.

Prof. Dr. İbrahim Sarıçam, Hz. Muhammed ve Evrensel Mesajı, D.İ.B yayınları, 2015,s 473-487.

    

  

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.