banner237
banner239
Doksanlı yıllarda, ‘‘Dirlik, birlik, beraberlik; işte Van, işte Vanspor’’ diye çok meşhur bir slogan vardı. Hatırladınız mı? Van’daki tüm otomobillerin ön camındaki egzoz emisyon pulunda yazardı. Ön yüzünde Vanspor’un o sımsıcak, eşsiz logosu yer alırdı. Arka kısmında ise kırmızı siyah bir futbol topunun etrafında, söz konusu slogan bulunurdu…
 
Kendimi bildim bileli futbolla, özellikle de Vansporla hep ilgili oldum. İlk maçını daha henüz yedi yaşındayken, Ağrıspor deplasmanında tam bir futbol tutkunu olan babamın omuzlarında izlemiştim. Yarım metre karda, buz gibi bir havada, terfi liginin en iddialı takımı olan Vanspor, o maçı 1-1 le geçmiş ve sezon sonunda namağlup olarak 1982’de 2. Lige direkt yükselmişti…
 
Futbolla ister ilgilenin ister ilgilenmeyin, ne olursa olsun bu ülkede, futboldan ayrı kalamazsınız. Özelde Van’ın genelde bölgenin futbol açısından içinde bulunduğu durum tüm futbolseverler gibi beni de üzüyor. O zamanlar bölgenin en büyük takımı olan Vanspor, beş sezon birinci ligde (süper lig) mücadele etmesine rağmen kötü yönetimler, siyasi ve çeşitli ayak oyunları ile ikinci lige, ardından amatör lige kadar gerilemişti. Artık tarih olan Vanspor'un ve dolayısıyla da Van’ın düştüğü durumu anlayabilmek için geçmişe bakmamız gerekir.
 
 O yıllar Türkiye'nin, daha doğrusu Doğu ve Güneydoğunun en sancılı dönemleriydi. Bölgede tam bir kargaşa ortamı varken Van, ‘‘Doğunun Gülen Yüzüydü''.  Çünkü o yıllarda şehri yöneten ekip, dünyanın en birleştirici unsuru olan futbolu doğru ele almış, Vanspor'u birinci lige çıkarmayı düşlemişlerdi. Kentsel heyecanla kitleleri buna inandırıp, Vanspor’un sosyal gücüyle, Van dışındaki Türkiye’ye yayılmış tüm Vanlılara ulaşmışlardı. Vanlıların memleketlerine sahip çıkmaları, duyarlı olmaları istenirken, diğer yandan medyanın ilgisi de Van'a çekilmeye çalışılmıştı. Vanspor'a da kaynak arayışına hız verilmişti. Kamu çalışanlarından gönüllerinden ne koparsa bağış toplanmaya çalışılmış, köy korucularından bile katkı sağlanmış, hatta sınır ticaretinden ve taşıt emisyon pullarından komisyon alınmıştı. Bir anda küçümsenmeyecek bir gelire sahip olan Vanspor’un üst üste başarılı sonuçlar almasıyla birlikte, Vanlıların takıma desteği çığ gibi büyümüş, herkes adeta bir yarış halinde bağışlarla, yardımlarla bu güzelliğe katkıda bulunmuştu. Birlik ve beraberliğin en şahane örneklerinin sunulduğu bu dönem, Van'a altın çağını yaşatmıştı. Vanlılar, Vanspor'un da destansı bir mücadeleden sonra 1. lige çıkmasıyla birlikte, adeta heyecan ve mutluluk patlaması yaşamıştı. Ve tam da başlıkta belirttiğim gibi Van da sağlanan dirlik, birlik, beraberlikle terör belası bertaraf edilmiş, bu durum gururla slogan haline getirilmişti. Artık hayal bile edemediğimiz yıldızlar, Van’a seve seve geliyorlardı. Ve tabiî ki ulusal medya da Van'daki bu olan biteni daha fazla görmezlikten gelememiş, artık Van, TV’lerin haber, magazin ve spor programlarının vazgeçilmez bir fenomeni olmaya başlamıştı. Kentin üzerindeki ölü toprağı kalkmış, herkes bu kültürel ve sosyal faaliyetlerin tadını çıkarmaya başlamıştı. Tüm takımların çekindiği, dişli bir kulüp halini alan Vanspor’da, bu durum inişli çıkışlı bir grafik seyretse de, Türk futbol tarihinde iz bırakmayı başarmıştı. Halen Vanspor deyince insanların aklına Avni Aker'deki Trabzonspor galibiyeti, unutulmaz Fenerbahçe zaferi veya Vanspor'u tekrar 1. lige çıkartan efsane hoca Rıdvan Dilmen gelmektedir.
Tüm bunlar; ileriyi gören akıllı yöneticilerin sayesinde, birlik ve beraberlik gösteren halkın, esnafın, sivil toplum kuruluşlarının dayanışması ile gerçekleşmişti. Ve artık Van modeli adını almıştı bu oluşum…
Bölgenin takımıydı
Terörün pençesinde kıvranan bölgenin bir şehrinde Vanspor yalnız Vanlının değil, bölgede yaşayan herkesin takımıydı. O nedenle her maçı olay olurdu. Çoğu zaman etrafında yıllarca devam eden şiddete, malzeme haline getirildiği de olurdu maalesef. Batı'daki maçlarda bazen “bölücüler dışarı” sloganlarının atılması takımın kimyasını bozuyordu. Oysa Vanspor'da top koşturan bir iki futbolcunun dışında oyuncuların tamamı Trakya'dan, Ege'den, İç Anadolu'dan, Karadeniz'den, gelen oyunculardan oluşuyordu. Van’da ki maçlarda en ufak bir olay, medya tarafından çok büyütülür, akıl almaz cezalarla önü kesilmeye çalışılırdı. Yine de bölgedeki spor faaliyetleri “terörün panzehri” olarak kitleleri bir arada tutuyordu. Bu yüzden kamu yöneticileri, bölgedeki takımlarla yakından ilgileniyordu. Öyle ki, o yıllarda ikinci ligde mücadele eden ve yönetim krizi yaşanan Diyarbakırspor’a da dönemin Olağanüstü Hal Bölge Valisi olan Ünal Erkan, kulübe aktif destek sunuyordu. Kapalı spor salonunda yapılan kongre çoğunluk sağlanamadığı için ertelenmişti. Çarpıcı olan, burada yapılan üye yoklamasında kulübün üye sayısının üçte ikisinin Diyarbakır'da görevli polislerden oluştuğunun ortaya çıkmasıydı…  
Diyarbakırspor'a devlet ilgisi rahmetli Emniyet Müdürü Gaffar Okan'la da devam etti. Perde arkasından kulübü yöneten Gaffar Okkan, zamanla taraftarların “Gaffar Babası” oldu. Kimi zaman taraftarla birlikte tribünlerde tezahürat yaptı, kimi zaman sahaya inerek hakemle tartıştı. Okkan'ın ölümü sonrası Diyarbakır yas tuttu, futbolcular sahaya siyah forma ile çıktı. Okkan'ın Diyarbakır'da görev yaptığı dönemler, Diyarbakırspor'un altın çağı olarak futbol tarihine yazıldı.
 
Ligden düşmesin diye formüller arandı
O dönem (98 yılı) Vanspor’da dahil olmak üzere Doğu ve Güneydoğuda ki mevcut tüm profesyonel takımlar (Siirt YSE spor, Diyarbakırspor, Ağrıspor,vs.) tümü mücadele ettikleri liglerden bir alt kümeye düşmek üzereydiler. Devletin zirvesi, futbolun bölge üzerindeki etkisini kullanmak için harekete geçti. MGK'da bile Diyarbakırspor'un durumu tartışmaya açılmıştı. Hatta Van’ı ziyaret eden dönemin Genel Kurmay Başkanı Or. General Çevik Bir bile gazetecilere, ‘‘bana Vanspor’u sorun’’ diyordu ve Mecliste görev yapan Van Milletvekili Mahmut Yılbaş, Vanspor’un düşmesini engellemek için formüller arıyordu siyasilerle.
 
Bu yüzden zaman zaman Vanspor'a politik misyon biçilse de uygulama öyle olmadı. Futbol takımını sahiplenmede yetersiz kalındı. Sanki maç yüzünden bölge gerçekleri, yokluklar, istismarlar göz ardı ediliyor gibi bir algı oluşturuluyordu kimi çevreler tarafından. Oysa Vanspor’un kazandırdıkları bunların çok çok ötesindeydi ve hala etkisi unutulmuş değil.  Artık tarih olan Vanspor’un arkasından bir Vanlı olarak vicdanen rahatsızlık duyuyorum. Takımın yok olmasında emeği olanlar ve takımı bir laboratuvar olarak kullananlar da acaba rahatsızlık duyacaklar mı? Merak ediyorum. Aynı şeyler Van BŞB spor içinde ibret vesikası olmalıdır bence. Tabi anlayana! 
 
Hatırlarsınız, İsveç maçı öncesi Ankara’da patlayan bombalar sonrası batıda oluşturulmaya çalışılan güvensizlik algısını. Fakat buna en anlamlı tepkiyi Boşnak asıllı İsveçli futbolcu Zlatan İbrahimovic vermişti. “Ben zaten Paris’te terörün göbeğinde yaşıyorum’’ diyerek Antalya’daki milli maça geleceğini, teröre karşı halka moral verilmesi gerektiğini söyleyerek göstermişti duruşunu. Doğu ve Güneydoğuyu görmeden, bilmeden konuşanlar için aslında bu örnek bile yeterlidir.
 
 Terör sporun düşmanıdır. Futbol da terörün panzehridir. Elbet bu çatışma bir gün bitecek ve inşa süreci yeniden başlayacaktır. Buna en hızlı tedavi futbolla olacaktır. Bakarsınız büyüklerimiz sesimizi duyarda, ilk iş olarak Van’ın özlemle beklediği, adına yakışır bir stadyum inşaatıyla bu işe start verirler…
 
Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.