banner257

Ülkece, Korona virüsle boğuştuğumuz bu günlerde kuş gribi vesilesiyle edindiğim acı tecrübelerimi, Korona ile karşılaştırmak ve tarihe not düşmek adına siz değerli okurlarımla paylaşmak istedim…

2005 yılının son günlerini hatırlar mısınız? O yıl Şemdinli iddianamesiyle dönemin Genel Kurmay Başkanına ve Van Yüzüncü Yıl Üniversitesi Rektörü Yücel Aşkın aleyhine Van Cumhuriyet Savcısı tarafından açılan davalar tüm Türkiye’nin gündemine oturmuştu. O dönem ülke Van merkezli bu olaylara kilitlenmişken birdenbire Ocak ayının başlarında 4 kardeş Van’da bir virüs sebebiyle hayatını kaybedince bu defada kuş gribi paniği patlayıvermişti memlekette. Kuş gribi teşhisiyle Van YYÜ Tıp Fakültesi Araştırma Hastanesi'nde yoğun bakım ünitesinde tedavi edilmekte olan Hülya Koçyiğit ile kardeşleri Muhammet, Ali ve Fatma, kuş gribi nedeniyle yaşama veda etmişti.  Ağrı’daki köylerinde babalarının evde kestiği hastalıklı tavuğun başıyla oynayıp kuş gribi virüsünü kapan kardeşlerin tamamı, aynı hazin sona uğramıştı. YYÜ Tıp Fakültesi Araştırma Hastanesi Başhekimi, hastaneye kuş gribi şüphesiyle 47 kişinin daha başvurduğunu söylemişti. Derken Diyarbakır, Batman ve Kastamonu’da da aynı belirtilerle hastaneye yatan çocuk yaştaki hastaların ölmesiyle büyük bir panik başlamıştı ülkede…

Cumhurbaşkanı imzasıyla Resmi Gazetede yer alan kararlar gereği o zamanki Tarım ve Köyişleri Bakanlığı ile Sağlık Bakanlığı tarafından hazırlanan Kuş Gribi ve İnsana Tesir Eden Salgına Karşı Hazırlık ve Mücadele çerçevesinde derhal bir talimatname yürürlüğe konmuştu. Bendenizde o dönem, geçtiğimiz Şubat ayında çığ faciasıyla ülkemizi yasa boğan Bahçesaray ilçemizde, İlçe Tarım Müdürü olarak görev yapıyordum.

Talimatnamenin ertesi günü derhal İlçe Kaymakamımız ve İlçe Belediye Başkanımız ve İlçe Sağlık Müdürümüzle beraber bir kurul oluşturmuştuk. Öncelikle bulaşmayı önlemek amaçlı tedbirler dâhilinde, su kaynaklarının etrafının başta kuşlar olmak üzere, yabani hayvanlardan uzak tutmak amaçlı, tel örgülerle kapatılması kararı alınmıştı. Hemen ardından tüm köylere haber vererek, başta ilçe merkezi olmak üzere tüm yerleşim alanlarında, halkın elinde bulunan kanatlı hayvanların derhal toplanarak, bulaşmaya mahal vermeyecek şekilde itlafı kararı almıştık...

Böylece, Bahçesaray merkez dâhil 19 köy 43 mezrasında zorlu bir göreve atılmıştık. Ocak ayının tüm haşmetini gösterdiği yer yer 1 metre karla kaplı yollarda, ölüm tehlikeleri atlatarak sağlık ekipleriyle beraber İlçe Veteriner Hekimimizle birlikte kanatlı hayvanları topluyorduk. Gözü gibi baktığı çilli horozunu, taklacı güvercinini vermek istemeyen halkla çok çetin bir mücadeleye girişmiştik. Öte yandan, salgının bulaşıcı ve ölümcül yüzünü bilenler olarak, halkın adeta koynuna doldurarak bize getirdiği kümes hayvanlarını gördükçe, yaşadığımız panik ve strese, artık dayanacak gücümüz kalmamıştı. Bir yandan halkı bilinçlendirmeye, temas ve hijyen kurallarını anlatmaya, bir yandan da kendimizde vuku bulacak olası hastalık belirtilerini beklemeye koyulmuştuk. Sağlıkçı ve Tarımcılar olarak, o dönemde yaşadığımız stresi ömrümüzün hiçbir döneminde yaşamamıştık. Çalışma sonunda resmi kayıtlara göre sadece Van’da 300 bini aşkın kanatlı hayvan toplanmıştı.

Kuş gribiyle boğuştuğumuz zamanlarda, bir yandan soğukla mücadele bir yandan Bahçesaray’ın erişilmez köy ve mezralarındaki insanlara ulaşma ve durumun ehemmiyetini anlatma çabamızı hatırladıkça, şu an sağlık çalışanlarının ne denli büyük bir fedakârlığa imza attıklarını bir kez daha anlıyorum. O dönemden kalma astım hastalığım yüzünden, Korona tedbirleri nedeniyle bu zor zamanlarda idari izinli olduğum için bu mücadeleye karantina tedbirlerine uymak şeklinde iştirak ediyorum...   

Kuş gribiyle mücadelenin tam ortasında görev almış biri olarak o günden beridir grip salgını haberlerine ilgi duyar, kulak kesilir ve paniklerim. Çünkü bu kuş gribinin bir gün farklı bir bela olarak dünya çapında bir pandemi (yüksek oranda bulaşıcılık ve ölüm) yaratabileceğinin, tedbirleri hayata geçirmenin ne denli zor olduğunun ve insanoğlunun ne kadarda aciz kalabileceğinin bilincindeydim. Grip virüsü sürekli mutasyona (değişime) uğrar. Bu nedenle Dünya Sağlık Örgütü (WHO),  influenzavirus (grip) aktivitesini sürekli olarak izler ve grip aşılarının bileşiminde her yıl yeni ayarlamalar yaptırır. Bu kuruluş 1947’den beri Küresel Grip Programını uygulamaktadır. Ülkemizde de her yıl gerek basın yoluyla gerek panellerle bu konu sürekli gündemde tutulur. Daha geçen yıl kurumumuzda Sağlık Bakanlığı tarafından görevlendirilen uzmanlar, bizlere kuş gribi hakkında bir seminer gerçekleştirmiş ve meselenin ciddiyetini anlatarak her an bir pandemiye sebep olacak bir salgına hazırlıklı olunması gerektiği anlatılmıştı. Yani nasıl ki depreme her an hazır olmamız gerekirse, gripte aynı şekilde tetikte olmamızı gerektiren bir gerçektir…

Asıl risk, dünyada aynı anda hem kanatlılarda hem de memelilerde eş zamanlı olarak ortaya çıkacak bir grip salgınıdır. Çünkü böyle zamanlarda eğer insanlar kanatlılara ve memelilere özgü grip virüsüne aynı anda enfekte olurlarsa, insandan insana kolayca bulaşan, insan genlerine sahip olan yepyeni bir grip tipinin ortaya çıkmasına vesile olabilir…

Yani anlayacağınız, bir insan hem kuş gribi hem de memelilere özgü bir virüse aynı anda yakalanırsa insandan insana geçen küresel çapta pandemilere neden olabilir. Aslında bunun işareti geçtiğimiz yıllarda ortaya çıkmıştı. Memeli ve kuş gribi virüslerinin bir arada infeksiyon yapabildiği domuzlar, hem kuş hem de insan virüslerine ait genetik materyalin birbirine karışabildiği mükemmel bir ortam görevi yapmıştı. Hepimizin adını sıkça duyduğu ‘domuz gribi’ işte bunun bir emaresiydi. Ayrıca hatırlarsınız, ilk olarak Wuhan’da ortaya çıkan bu Korona virüsün tek memeli kuş türü olan yarasalardan yayıldığı açıklanmıştı. Muhtemeldir ki orada insana enfekte olan bu virüs, mutasyon sonucu Covid-19 adlı yeni bir alt tür virüs olarak pandemiye sebep oldu…

Tarihsel olarak incelendiğinde insanlardaki grip salgınlarının kümes hayvanlarında da eş zamanlı görüldüğü yıllarda pandemi yarattığı görülür. 20. yüzyılda 10 ile 40 yıl arayla antijen kayması (gen aktarımı) sonucu ortaya çıkan yeni virüs alt tiplerine bağlı dört ya da beş grip pandemisi oluşmuştur.  

Kuş gribine ilişkin yayımlanmış bilgilere göre tipik belirtiler (ateş, boğaz ağrısı, öksürük ve kas ağrıları) akut sıkıntılı solunum sendromu olanları etkilemiştir. Yani bugünkü Korona ile aynı tipik belirtiler. Tek farkı, kuş gribinin genelde çocuklarda etkili olmasına rağmen, Korona’nın ise yaşlı insanlarda etkili olduğunu görüyoruz…

Evet, kuş gribi daha önce iki kez tür engelini aşarak domuz ve insanlarda ağır ve mortalitesi (ölüm oranı hızı) yüksek bir hastalığa neden olmuş bir alt tipti ve geçtiğimiz yıllarda başta Vietnam ve Tayland olmak üzere çok sayıda insanı etkilemişti. Bundan dolayı insanlarda yeni bir grip pandemisine yol açması olasılığı her zaman mevcuttu…

Demem o ki, bu salgın çokta sürpriz değildi. Zira daha önce yine Uzakdoğu kökenli Mers, Sars, kuş gribi veya domuz gribi adıyla dünyada gündem olan salgınlar şimdi anlaşılıyor ki aslında bugünün bir habercisi imiş…

Bugün Sağlık Bakanımızın belirttiğine göre ülkemizde can kaybı beş yüzü geçti. Bu rakamlar meselenin hiçte hafife alınmayacak olduğunun açık bir göstergesidir. Çamaşır suyu ve tuz ruhunu bir arada karıştırarak temizlik yapan dünyadaki tek milletiz. Yine bu iki kimyasal karışım yüzünden çıkan gazla ölen ev hanımlarıyla dünyada literatüre giren tek millet yine biziz. Ayrıca her evde eve gelen misafire limon kolonyası ikram eden geleneğe sahip tek millet yine biziz. Hep deriz ya %95’i Müslüman ülkeyiz, yani başka bir deyişle abdestli gezeriz. E tüm bunlara rağmen ülkemizde gittikçe yayılan bir virüsle karşı karşıyaysak meselenin ciddiyetini, hijyen, mesafe ve tedbirleri çok daha sıkı uygulamamız gerektiği ortadadır…

Her ne kadar ütopik senaryolara ve kaos söylemlerine çok inanmayan biri olsam da bu salgının da bir sonu olacağını ama dünyada hiçbir şeyin artık eskisi gibi olmayacağını kabul ediyorum. Yani virüs bir laboratuvarda üretilmiş biyolojik silahsa, üreten her kimse onu da esir aldığını sanırım herkes görüyor. Ünlü fizikçi Albert Einstein, 3. Dünya savaşı çıkar mı bilmem ama çıkarsa top tüfekle değil, taş ve sopalarla savaşılacağına eminim demişti. Bu gün belki de bu tarihi yanılgıyı da görüyoruz gibi. Galiba yenidünya düzeni bu yolla (yani savaşsız, ordusuz, tüfeksiz) kurulduktan sonra aşısı da ilacı da ortaya çıkacaktır diye düşünenlerdenim. Ayrıca hastalığı Avrupa’ya ve şimdilerde de ABD’ye ihraç eden Çin’in pekte masum olamayacağını, başından geçen bu salgın hadisesinin ekonomik kayıplarını, büyük bir fırsata çevirme hamlelerin de görüyoruz. Hatırlarsanız kuş gribi salgınından sonra ‘aşı satmak için uydurulmuş bir hastalıktı, gereksiz yere büyütüldü’ gibi gecikmiş itiraflar duysak ta bu pandemi gerçeğini değiştirmedi. Belki bu Korona salgınından sonra bir iki yıl içerisinde yine benzer itiraflar ya da çelişkili açıklamalar duymamız da olasıdır…

Kafama takılan bir gerçekte şu; sağlıkçı ya da ihtisas sahibi bir doktor değilim ama sanki bu virüs kamuoyuna açıklandıktan önce veya Çin’le eş zamanlı olarak etrafımızda dolaşıyordu. Çünkü o tarihlerde benzer hastalık belirtileriyle ağır grip geçiren arkadaşlarım oldu. Yani belki de o grip biz sağlıklı olanlardan da çoktan geçti. Kimimiz mevsimsel gribe bağlamış, kimimiz ayakta atlatmış, kimimiz de çok hafif etkilerle geçirmiş olabiliriz. Benim gibi kronik astım hastaları ise zaten her an nefes darlığıyla karşı karşıya bir hayat geçirdiği için, en ufak bir kırgınlıkta veya alerjik bir nesne, yemek, ortamla temas ettiğinde kuru öksürük, zor nefes alma, terlemeye zaten aşinayız. O yüzden bu gibi belirtileri virüse yormadan, olağan bir astım atağı olarak değerlendirmiş ve üzerinde durmamış ta olabiliriz. Üstüne basarak belirteyim, bunlar benim kendi görüşümdür…

Virüsün elbette biz insanoğluna öğrettiği çok şey de var. Demek ki neymiş, dron orduların, robot askerlerin, ölümcül silahların hepsi bir hiç olup, gözle bile gözükmeyen bu düşman karşısında süper güç devletler bile aciz kalabiliyormuş. Demek ki ‘dünya küçük’ deyimi ne kadarda doğru imiş, 2-3 ayda tüm dünya ele geçirilebiliyormuş. Demek ki neymiş, dünyada böyle bir salgın olduğunda kaçacak tek bir adres yokmuş. Demek ki neymiş, insanın insana, ırkın ırka, dinin dine herhangi bir üstünlüğü yokmuş. Demek ki neymiş, virüs bulaşmasa bile korku koca bir bela imiş. Demek ki neymiş, bazı savaşlarda önce çocuklar ölmezmiş, ilk defa çocuklar bir savaşın öznesi değiller…

Demem o ki, bu Covid-19 denen Korona, elbet gelip geçecek ama korku bizi esir almamalı, tedbiri elden bırakmadan dayanışma kültürümüzle, dün olduğu gibi bu gün de bu ortak düşmanımızla el birliğiyle mücadele etmeliyiz. Bu uğurda can veren başta sağlık çalışanlarımıza ve vefat eden vatandaşlarımıza Allah’tan rahmet, hayatta kalma mücadelesi verenlere de acil şifalar dilerim.   

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.