Gitmediğimiz yer çalmadığımız kapı kalmadı. Ne derdimize çare bulan var ne de deva olan. Herkesçe malum bir tanımı olan ama uygulanış bakımından farklılık bulunan bir durum. Sözde modern yeni çağda canavarlaşan insanoğlunun her türlü kötü vahammiyeti yaşadıktan sonra günümüzde bu kavramı ve hayat tarzını mum ile arar oldu. Çünkü paranın, silahın ve demokrasilerin dağıttığı adaletin gerçekleri yansıtmadığına inanan insanoğlu beraber yaşama içgüdüsü için en önemli basamağın adalet ama su gibi aziz adalet olduğu kanısına vardı. Bu sebepledir ki elma dersem çık armut dersem çıkma mantığıyla miting meydanlarında, konferanslarda, dağlarda hatta ve hatta adalet saraylarının koridorlarında arar olduk. Ya biz bu oyunu bilmiyoruz ya da adalet çok iyi oyuncu ki bir türlü bulamıyoruz. Bir diğer merak konusu ise adaletin bize küsmüş olması mıdır? Bence evet. Varını toplayarak meçhule karışmış bulunması için birçok ipucu da bırakmış amma velakin biz sadece kağıtlarda ve tabelalarda yazan adaletin peşindeyiz ki bulmakta zorlanıyoruz. Hiç düşünüyor muyuz neden bu kırgınlık diye? Herkesçe bilinen sebepler aslında garabetlik burada başlıyor. Baktığımız zaman insanoğlu adaletsizliği savaşlara, yolsuzluklara , menfaat ilişkilerine, maddeyi savunmak için oluşturulmuş dünya görüşlerine atfederler. Haksızda değiller mamafih bu haksızlıkları yapanlar bizlerin içinden yani toplumdan çıkmıyor mu? Bizler o kadar yozlaşmışız ki bizlerle beraber yetişenler bizlere ve dünyaya bu kötülükleri yaşatıyorlar. Hani şair diyor ya:

Kafamı çevirdim çevreye baktım

Toplum benim aynammış

Gözümü çevirdim gönlüme baktım

Meğer ben toplumun yansımasıymışım

Buradan da anlayacağımız gibi mercimek su da kaynar. Adalet bir toplumun sermayesidir. Adaletsizlik ise bir toplumun insanlığa borcudur. Hiçbir şey de hak gözetmemek ve vicdanların yok oluşu bizleri bedbahtlığa sürüklemektedir. Adaleti sadece yönetimle bağdaştırılmaması gerektiğini bir kez daha belirtelim. En basit anlamıyla adalet trafik ışıklarında bir saniye erken geçmenin cezasını

bile içinde barındırır. İşte bu adaleti bilmemek bizim cahilliğimizdendir. Modern sözde dünyada ailenin yok oluşu bu vicdansızlıkların yaşanmasında en önemli meseledir. Kişi temel hayatı aileden öğrenir. Temeli bozuk olursa insanlık için bir kayıp demektir. Nazi Almanya’sının lideri Adolf HİTLER’in hayatına baktığımızda aile kökeninden yetiştiriliş tarzı ve buhranlı çocukluğu onu böyle bir lider haline dönüştürmüştür. Ve sonrası tüm insanlık için malum. 20 yy. siyaset bilimciler yönetim ve düşünce akımları üzerinde tartışma yürütürken 21 yy. da ise hukukçularında önüne geçerek adalet kavramı üzerinde tartışma yürüttüler. Asıl garabetlik burada başlıyor. İnşaat bittikten sonra temeli niye tartışalım ki. Sözde modern dünya her geçen gün teçhizat v.b olarak gelişiyor ise de adalet ve insanlık olarak ta bir o kadar geriliyor. Demek ki adalet terazisinin bir tarafına fazla yüklenmişiz.

Canavarlaşan insanoğlunun hızla gelişen yeniliklere ayak uydurmada ki yavaşlığı, toplumun temel yapısı aile deki bozukluklar, maddenin yoğunluğu, silah tüccarlarının fazlalığı, menfaat ilişkilerinin her yerde baş göstermesi ve adaletin maddeci dünya görüşleri üzerinden savunulması biz insanlığı taş devrine doğru götürüyor. Bir diğer önemli mesele ise siyaset ve adalet ayrımı. Bu ayrımı yaptığımızda siyasetçiler kuralları belirler ve oluştururlar. Hukukçular da bunları siyasiler dahil toplumun her kesimine gerektiği gibi uygularlardı. İşte adaletin gücü buydu herkes yaptığının bedelini öderdi. Ama şimdi hukukçular siyasilerin emrinde çalışıyorlar çünkü menfaatler işin içinde adalet değil. Üstad Farabi şöyle diyor: bir işin ahlaklı olduğunu bildiği halde o işi yapmaz ise o kişi ahlaksızdır. Ama işin ahlaklı olduğunu bilmediği halde o işi güzel yapan işi bilip de yapmayandan daha ahlaklıdır diyor. Üstadın bu felsefe düşüncesiyle bizim örneğimiz neredeyse örtüşmektedir. Bugün adaleti en çok mazlumlar( her türlü haksızlıklara maruz kalanlar) istemektedir. Bu şahıslar adaletin tüm kurallarını bilmezler ama hak olduğunu da bilirler. Çoğu hukukçu ise kuralları bildiği halde menfaatle hareket eder. Yani Üstadın belirttiği gibi ahlaksız davranırlar. Yine Mevlana Celaleddin-i Rumi hazretleri hiç terazi ile ayna yalan söyler mi? Sözü bizim adaleti terazi ve toplumun aynası olarak gördüğümüz kanımızı güçlendirmiştir.

Adalet bir imparatorluktur. Tüm kötülükler onun önünde baş eğer; onu gördüklerinde kaçacak delik ararlar. Adaletin olduğu yerde yiğit aranmaz. Ama bizler bunu bildiğimiz halde savaşlara son vermesi için barış elçileri arıyoruz.

Yolsuzlukların giderilmesi ve hak paylaşımların adil yapılmasın için siyasi liderler arıyoruz. Dünyanın düzene kavuşması için maddeci dünya görüşleri üretiyoruz. Elimizde mücevher olan adaleti de yastık altından bekletiyoruz. Değerlensin diye mi? Orası da ayrı bir meçhuliyet ve ironi içeriyor. Her şeye bir çözüm üretme çabasındayız. Adalete bir yer açalım da kesilsin insanları kandıranların sesleri. Adalete hele bir yer açalım da o zaman görelim kan emici vampirleri. Adalet halen kayıp bu doğru ama bir umut kaynağımız var ki oda adaletin topal olması ağır ağır yürür gideceği yere elbet varır. Bu demek oluyor ki henüz çok geç değil. Maddeci görüşlerle insanlığı düzene kavuşturma çabası içinde olan arkadaşlara da çağrım var ideoloji değil adalet sahibi insanlar olun ki bir kesimin değil tüm insanlığı kucaklayasınız. Adalet kelimesini bu yazım da çok kullandım. Çünkü her iş için adalet gerek insanlık yok oluyor adaleti görmeyerek.

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.
Avatar
kılam yabla 2017-08-16 13:39:41

gönümüze uyarlanmış bir yazı başarıların devamını dilerim