| Bu gemide hepimiz boğulacağız | ||
![]() |
|
|
|
Kürt müziğinin sevilen sesi Heme Haci Van'da Van bülten muhabiri İshak Kara ve Necdet Tam'ın sorularını yanıtladı. İşte o röportaj: Van Bülten olarak sizler için Kürtçe müziğin en iyi yorumcularından biri olan Heme Haci ile özel söyleşi yaptık. Sorularımıza içtenlikle cevap veren Heme Hacı Sitemize çarpıcı açıklamalarda bulundu.
“KÜRTLERLE BARIŞIK DOST VE KARDEŞÇE YAŞANMALI”
- Ben başta siz Van Bülten ailesi ve Van halkıma başarılar dileklerimle başlamak istiyorum. Bu Röportajla sesimin soluğumun ulaştığı, her kesime Türk – Kürt hangi halktan, hangi ırktan olursa olsun, gerçekten Kürt halkı bugün Barışı istiyor. İnsanca yaşamayı istiyor, insani haklarını istiyor. Asla biz bölücü olmayı, bölmeyi, bu ülkeyi yok etmeyi, geriye götürmeyi düşünmüyor ve düşünmüyoruz. Eğer bu ülkeyi yaşanır bir hale getirmek istiyorlarsa, eğer bu ülkenin ekonomisinin veya geleceğinin parlak olmasını istiyorlarsa, bu ülkede Kürtlerle barışık, dost ve kardeşçe yaşamalılar diyorum. Yoğun programını ara verip stüdyolarımıza kadar gelen Heme Haci’ye sizlerin huzurunda teşekkür ederek başlamak istiyorum. Heme Haci’ye ulaşmamızda büyük emeği geçen Bayram Kasap ailesine şükranlarımı sunarak röportajıma başlıyorum. - Uzun yıllardır. Kürt halkının tanıdığı bir sanatçısınız, Heme Hacı olarak kendinizi nasıl tanımlıyorsunuz. Tabi her şeyden önce bunu söylemeden geçmek istemiyorum. Ben kendi anadilimde yani Kürtçe sizlerle röportaj yapmak isterdim, ancak İnternet üzeri yayın yaptığınız için herkese her kesime hitap ettiğiniz için Türkçe olarak yapacağız. - Teşekkürler - Heme Hacı Kimdir Desek? Uzun yıllardır. Bu işin içerisindeyim daha 6 – 7 yaşlarında iken Kürt müziği üzerine bir hevesim vardı. Daha sonra büyüdü bendeki bu heves güzel stranlarla, güzel klamlarla biz müziğimizi geliştirdik. Bugünkü yerimize bugünkü durumumuza geldik. Bu şekil başladı bendeki müzik anlayışı, Heme hacı olarak kendimi böyle görüyorum, Kürtlerin iyi bir sesi, ya da halkımın beni beğendiği bir ses olarak kendimi görüyorum ve kendimi halkımın hizmetine, Kültürüne, ve diline adamış olarak görüyorum Heme hacı böyle bir kişilik. Böyle bir insandır. - Heme Hacının müzikle ilk tanışması nasıl oldu.? “KÜRT COĞRAFYASINDA YOL.SU ELEKTRİK YOKTU” Eskilerde radyolar vardı. Hep sürekli Türkçe türküler bize empoze edilerek Türkçe dili bizlere öğretilmeye çalışılıyordu. Ama biz rahmetli Turgut Özal başa gelmeden önce Bölgeye Kürt coğrafyasına pek fazla elektrik, yol, su, gelmeden önce radyolar vardı. O zamanlar bile bu dil asimile edilmeye çalışılıyordu. O zamanlarda bizim divanlarımız vardı. Köy odaları dediğimiz yerler vardı, dengbejlerimiz gelirdi. Tarihimizi iyi bilen büyüklerimiz gelirdi. Hem dini yönde, hem de Kültürel yönden bizi bilgilendiren. Filozof, bilim adamları statüsündeki o insanlarımızın sözleriyle büyüdük. Onların cemaatlerinde onların sohbetlerini dinledik. Onların stranlarını( müziklerini ) dinledik benim müzikle tanışmam bu şekil oldu. - Kürt Dili üzerine ne söylemek istersiniz. “80 YILDIR YAŞANAN GERÇEKLİKTİR DİL” Gittiğim her programda zaten bizi dinleyen bize kulak veren yine bizim halkımız Kürt halkı başka halklar zaten bizi dinlemiyor. ya bizi duymak istemiyorlar, yada susmayı tercih ediyorlar. Kürt müziğinin öyle büyük bir dünya piyasası da yoktur zaten, dinleyici kitlesi belli bir coğrafyada belli bir yerde, programlarımda gözlemlediğim kadarıyla son dönemlerde bizim insanlarımız, göçe zorlanmış, Metropollerde, Avrupa’da başka yerlerde mecburi kalmış oralarda yerleşmiş halkımız onların kültürüyle doğan çocuklarını büyütmüşler. Ve çok büyük Eksiklik ve zaaf kendi anadillerini çocuklarına öğretmiyorlar. Bu mesajıma herkesin kulak vermesi gerek, Bir halk göçe de zorlanabilir. Her türlü haksızlığa da maruz kalabilir. 80 yıldır yaşanan hatta Osmanlı döneminden süregelen bir gerçekliktir. Özellikle Son 30 yıldır yaşanan dil katliamı hiçbir zaman hiçbir tarihte yapılmadı. Onun için özellikle anne ve babalarımız yeni evlenen gençlerimiz, yeni doğan çocuklarına mutlak ve mutlak kendi ana dilleriyle Kürt diliyle çocuklarıyla konuşmaları lazım ve en az 7-8 sene ev içerisinde ana dilleriyle konuşmaları şart. Fransızca, İngilizce, Türkçeyi sokakta veya okulda öğreniliyor bir şekil. 15 Martta kutlanan Kürt dili bayramına da sahiplenmemiz lazım ve daha da geliştirerek geleneksel hale getirmemiz şarttır diyorum. - Üniversitelerde verilmeye başlanan Kürtçe eğitimi yeteri buluyor musunuz ? Kesinlikle yeterli değil, asla yeterli olamazda, her şeyden önce dediğim gibi Kürt dilinin yaşayabilmesi için önümüzdeki günlerin güzel bir Kürt diliyle yeni jenerasyon ile konuşulabilmesi için sadece üniversite ve okullarda konuşulması yetmiyor. İşte dediğim gibi çekirdek ailelerden bu başlaması lazım, ilerlemesi lazım artı tabiî ki bu tür sosyal yerlerde, sosyal aktivitelerde, dershanelerde, üniversitelerde, okullarda, ve anaokullarında bu dilin okutulması ve geliştirilmesi lazım bunun böyle uygulanması durumunda ilerde daha güzel daha çok konuşulması ve icra edilmesi için şarttır. Bugünkü imkânlar çok yetersizdir. - Müziğin ana yurdu acıdır desek. Acının dili nedir sizce? “BİZİM YAŞADIĞIMIZ ACILAR MÜZİĞİMİZİN KAYNAĞIDIR” Sömürülen halklar, emeği, toprağı, dili elinden alınmış kültürü elinden alınmaya çalışılan bir halkın tabiî ki acıları vardır. Tarih buyunca Kürt halkı olarak büyük acılarla yaşadık ve yaşamada devam ediyoruz. Bu acıların dili de başka şekilde anlatılamaz diyorum bunun avazi, bunun haykırışı, bunun çığlığı ancak stranlarımızla ( müziklerimizle ) söylediğimiz dengbeji stranlarımızla, bunu mutlaka dile getirmemiz lazım, biz öyle bir halkız. Bunun için yerinde bir soru diyorum. Gerçekten bizim çektiğimiz acılar bizim müziğinde ilham kaynağı olmuştur. Coğrafyamızda yıllardır yaşanan olayları müzik haline dönüştürerek halkımıza canlı tarihimiz olarak yaşatmışız, yani dengbejden dengbeje geçmiş, hem bir tarih yaşatmışız, çünkü yazılı tarihimiz yok varsa da zamanla yok edilmiş, aynı zamanda yaşadığımız acıları o şekil dile getirmişiz. - Dengbejlik eskiye nazaran şimdiki gidişatını nasıl buluyorsunuz?
15 sene önceye kadar bizim jenerasyonumuzdaki insanlar bu “lele lolu” nedir diyorlardı. Sistemin dayatmaları sonucu birçok şeyimizi kaybetmiş bulunmaktayız. Dengbejlikte bunun son örneği yani benim jenerasyonumdaki insanlar yeni radyo ve gazetelerle tanışan insanlar Sisteminde dayatmalarıyla sonucu gençlik dengbejlikten kopmuştu. Ancak 1995 – 1997 yıllarda biz bunu alıp yeniden müziğe uyarlayarak kaval, cümbüş gibi enstrümanlar eşliğinde yeniden gündeme getirerek gençliği bu müziği sevdirmeye çalıştık. Ve ortada yaşanan bir olay olunca da gençliğin dengbejliğe yönelimi arttı. Ve dengbejlik yeniden sevilmeye başlandı. Kültürümüzün bir parçası olduğunu benimsemeye başladı. - 2010 Newrozunu nasıl buldunuz? 2010 Newrozu diğer newrozlara rağmen sistemin geliştirdiği bazı politikalara karşılık biraz da sakin geçti. Bu newroz artık Kürt Halkının kandırılmayacağını, Kürt halkının artık haklarını istediğini ve bunları başarıp bunda kararlı olduğunu ispat etti. Onu göz önüne serdi. Bu 2010 Newrozu iyi bir mesajdı hem Dünyaya, hem Türkiye’ye, hem de sisteme çok güzel bir mesajdı. Olaysız geçmesi bizim için memnuniyet vericiydi. - Barış denildiğinde ne canlanıyor yüreğinizde, Notalar barışı nasıl anlatmalı sizce?
Yıllardır biz notalarımızı, ezgilerimizi acılarla yoğrularak dile getirdik. Barış üzerine yazılmış bir çok şarkı türkülerimiz mevcut, Barış deyince akla özgür bir ülke, özgür bir Türkiye, herkesin dilini, kültürünü, düşüncesini özgür bir şekilde ifade ettiği bir Ülke bir coğrafya, insanca ve hür olarak yaşamak aklımıza geliyor. Kansız katliamsız, bir ortam aklımıza geliyor. Yaşanan acıların verdiği o yıkımlar sonucu yeniden güzel bir insanlık, güzel bir sevgi ülkesi inşaa etmeye ve o ülkede insanca dostça kardeşçe yaşamak akla gelebilir. - Kürt müziğinin gelişimini nasıl görüyorsunuz ? - “VAN KEDİSİ ANCAK VAN”DA YAŞAMINI SÜRDÜREBİLİR” İyi diyebilirim ancak eksikliklerimiz yok mu? Tabiî ki var örneğin Meksika, İspanyolların bir gitarı var, Amerikaların bir hip hop, Rap, Cazı gibi müzik dalları var. günümüz özellikle Avrupa yaşayan Kürt gençlerimiz yabancı müziklerden etkilenerek, Kürtçe sözlü Rock, Rep yada Hip hop, yapmaya çalışıyorlardır. Benim şahsi düşüncem, bunlar boş şeyler, eğer siz bir dili bir kültürü yaşatmak istiyorsanız, onu özünden koparmamanız gerek diyorum. Yani onu o folklorik yapısından, etnik yapısından koparmamanız lazım. Mesele siz Van kedisini vandan çıkarın götürün İstanbul’da yaşamaz, en fazla 3 ay yaşar, Çünkü kendi ikliminden koptuğu için o oraya uyum sağlayamaz ve sonuç olarak yok olur gider. Dil, Kültür, Müzik’te aynı böyle bir şey, Kendi kökeninden kendi toprağından koptuğu zaman yozlaşır. Çürümeye yüz tutar. Onun için kendi özünden koparmadan her tür müzik icra edilebilir. - Açılımı birde sizden dinleyelim “AÇILIM ANAYASADA KÖKLÜ DEĞİŞİM OLMADIKÇA AÇILIM OLMAZ” Ben siyasetçi değilim ancak 1982 anayasasından beri bugüne kadar değiştirilen anayasa maddelerinde Kürtlere özgü, ya da Kürtlerin ana diline karşı, Kürtlerin yaşamsal haklarına karşı herhangi bir değişiklik yapılmadı. Kürtlere olan bakış açısı hiç değişmedi. Hep ötekileştirilmeye çalışıldı. Onun için bu açılım olsun veya yeni Referandum paketi olsun, Kürtler için yeni bir reform, yeni bir hak veya özgürlük getireceğine inanmıyorum. Basından takip ettiğim kadarıyla siyasetçilerimiz de bu açılımın içerisinde değiller. İyi bir şey olsaydı. İnanıyorum ki o değerli siyasetçi, parlamenterlerimizde buna destekçi olacaklardı. Yine diyorum köklü bir Anayasa değişikliğin yapılması lazım bu Türkiye için gerekli olan budur. - Sizce Türkiye’de bulunan Kürt sanatçılara kota konulduğunu düşünüyor musunuz? Evet, kota konuluyor, eğer bugün görsel basında, yazılı basında, bizim ezgi ve stranlarımız bize özgü bir kanal, bir yayın organı açılmış olsaydı, ve bizde burada kendimizi özgürce ifade etmiş olsaydık, burada bize bir kota konuldu demezdik, ama şuanda tabiî ki kota var. - TRT 6 (Şeş) Nasıl değerlendiriyorsunuz_ “ O KANAL BENİM DEĞİLDİR” TRT Şeş tamamıyla yoz bir şey, sistemin ve iktidarın düşüncelerine hizmet eden bir kanaldır. Benim için fazla bir şey ifade etmiyor, eğer siz bir kanal açacaksanız ve o kanal bir halka özgü olmayacaksa o halkın renklerini yansıtmayacaksa, o halk orda kendini özgür bir şekilde ifade etmeyecekse, polis copu başında konuşacaksa o insan. O kanal benim kanalım değildir. O kanala ben sıcak veya iyi bir gözlen bakmam. - Tarih boyunca yaşanan göçler, ve özellikle Coğrafyamızda son 30 yılda yaşanan göçler, Müziğe ve sizlere nasıl yansımıştır. Bu bölgede başımızdan devamlı katliamlar yaşandı, müziğimizde o doğrultuda gelişti, çoğu stranlarımız da göçler üzerinedir, ben 2000’li yıllarda yaptığım ax le Daye Daye oda göçlerle ilgili parçaydı. O zamanlarda bir çok insanımız katledildi. yaklaşık 5000’e yakın köylerimiz yakılıp, viran edildi, insanımız göçe zorlanıp, gençlerimiz çocuklarımız, İstanbul, Ankara gibi metropollerde bir çok tehlikeye maruz bırakıldı. Her türlü imkandan yoksun, yaşamsal hakları elinden alındı, her türlü zorbalığa, her türlü insanlık dışı muameleye maruz bırakılmış bir halk vardı. Bunun Ezgilerinde Acı, feryat, haykırış dolu ezgiler oldu. Müziğimiz de bu son dönemde bu doğrultuda gelişti. Bu bir zulümdür. Bu zulmün bir gün son bulacağına ben inanıyorum, bu konuda halkıma şöyle seslenmek istiyorum, biz neye mal olursa olsun öyle ya da böyle öldürülüyoruz. Sömürülmeye, asimile edilmeye köleleştirilmeye çalışılıyoruz. Bunun hepsinin halkımızın gençlerimizin, çocuklarımızın bilmesi lazım, biz bunu başta yüreğimizde hissetmemiz lazım ve bu şekilde müziğimizle, mitinglerimizde, sosyal aktivitelerimizde bunu dile getirmemiz ve bu insanlarımıza bunu aşılamamız gereklidir diyorum. Tek yürek tek bilek olmamız lazım. Ancak bu şekil üste çıkabiliriz, bu şekil başarabiliriz. Ben bunlara inanıyorum, şuana kadar Türkiye Cumhuriyetinin kazanmış olduğu kazanımları tek başına kazanılmamış olduğunu biliyoruz, bunda Kürtlerinde yüzde 50 yüzde 60 payı mevcuttur. Binlerce şehit vermişiz bu toprakların kazanılması için şuana kadar elde edilen kazanımlarda bizimde büyük payımız vardır. Bizim bu haktan faydalanmamız gerek bizim de bazı hakları bu devletten istememiz ve her alanda bunları dile getirmemiz gerekir diyorum. Biz geliyoruz doğuya bir yol yok gezelim, yollarımız perişan bir halde. Van’dan Ağrı’ya gitmek için 4 saatlik yolu 12 saatte ancak gidebiliyoruz. Dünyanın neresinde böyle bir şey vardır. Zulüm değil de nedir. Ama siz Ankara – Konya Edirne – İstanbul arası yola baktığınız zaman her yer otoban her yer sıfır asfalt, her türlü imkan ünlerine serilmiş, gerek iş olsun gerek teknik imkanlar seferber edilmiş ama gelin görün ki doğunun kaderi olarak görülüyor. - Bunu neye Bağlıyorsunuz ? Sistemin insanları ötekileştirme politikasına bağlıyorum Kürtlerde korktuklarına bağlıyorum - Yeni Albüm çalışmanız varmı? Evet, yeni albüm çalışmamız var, bu son albüm bağlama ağırlıklı, kültürümüzün daha ağır bastığı müzik anlayışıyla, çok yakın zamanda çıkıyor. - Batıda son günlere baş gösteren olay ve linç girişimlerini nasıl değerlendiriyorsunuz? “EĞER GEMİ SU ALMAYA BAŞLARSA HEPİMİZ BERABER BATACAĞIZ” Son zamanlarda yaşanan olaylar çok üzücü, buda Türkiye’nin ileriki tarihlerde bir ayrışmaya Türk – Kürt ayrışmasına sebep olabilecek olaylardır. Bunu çok iyi algılamak gerek, sağduyuyla yaklaşmak lazım, zaten başta da dediğim gibi insanlarımızı zamanında köyleri boşaltıldı, oralarda köleleştirilmeye çalışıldı. Her türlü zulme ve hakarete maruz kaldılar. Bati da çocuklarını okutmaya çalışan insanımız, aslını inkâr etmeyecek edemezde, bugünden sonrada asimile olmak istemeyen kendi dili ırkına bağlı kalmak isteyen gençlerimiz, haliyle sistemin ve artı medyanın sisteme hizmet etmesi sonucu her gün yaşamını yitiren asker cenazeleri göstererek, her gün oradaki kışkırtıcı olayları dile getirerek, insanları bir kutuplaşmaya çekti. Bu kutuplaşma sonucu, tabiî ki insanlar Kürt denildiği zaman insanlar hepimizi birer cani, birer katil veya Türkiye’yi bölmek isteyen insan olarak o gözlen bakıyorlar. Batıda yaşayan insanların bilinç altlarını basın aracılığıyla bizi her zaman kötü bir şekil olarak lanse edildi ve edilmeye de devam ediliyor. Bir haberi defalarca yayınlayarak, Kürt düşmanlığını geliştiriyorlar ve linç girişimlerine de âdete davetiye çıkarıyorlar. Bu da tamamıyla Türkiye basınının suçudur. Ben diyorum ki olaylara daha sağduyulu yaklaşmamız şart, onlarında yani gerek batılı insanların ve özellikle basın olaylara biraz daha sağduyuyla yaklaşması gerek diyorum. Çünkü bu gemide hepimiz beraber yol alıyoruz, onlar bunu zannetmesinler ki oradaki Kürt gençlerini Kürtleri okutmayacaklarını, linç edeceklerini, kendi il ve ilçelerinde kovacaklarını bende diyorum ki “Eğer bu gemi delinirse su almaya başlarsa hepimiz beraber batacağız!” bunu da böyle bilsinler. Bu da Türkiye’nin bir gerçeğidir. Son olarak okuyucu ve dinleyicilerine ne söylemek istersiniz? “ANNE BABALAR ÇOCUKLARINA ANADİLLERİNİ ÖĞRETSİNLER” Ben gerek Türkiye’de gerek Avrupa’da yaşayan Kürt analarına sizlerin aracılığıyla seslenmek istiyorum, Kürt anne ve babaları ve de özellikle çekirdek ailelerden ricam. Çocuklarına ilkin anadillerini öğretsinler diyorum. Bizim hiçbir dile düşmanlığımız, hiçbir dini inkârımız, yoktur. etmiyoruz etmeyiz de, böyle bir hakkımızda yoktur. çünkü Allah herkesi eşit yaratmıştır. Bizi de Kürt olarak yaratmıştır. Bu dili de Allah bize bahş etmiştir. Hiç kimsenin hakkı yoktur Allahın bize bahş etmiş olduğu bir şeyi bizden almaya, bunu yapan her kim olursa olsun ben müslimanım diyemez. Her şeyden önce ben insanım diyemez dememelidir. Yaratıcının verdiği bir hakkı kimsenin almaya hakkı yoktur. Bunun için ölmeye de değer, her türlü mücadeleyi de vermeye zindanlar yaşamaya değer dedi. Bizi kırmayıp buraya kadar geldiğiniz için sizlere teşekkür ederiz.
|
| Toplam 272 kez okundu. |
|
Yayın İlkeleri . Künye . Bize Ulaşın . RSS | Copyright © 2008 HABER VAN
Sitemizdeki yazı, resim ve haberlerin her hakkı saklıdır. İzinsiz ve kaynak gösterilmeden kullanılamaz.