Herkesin günümüzde bu sorunun bozukluğunu belirttiği ama çözüm üretemediği büyük mü büyük bir sorun.  Kimi devletler bu sorunu çözdüğü dahilinde dünya devleti olmuşken kimi devletlerde bu sorunu göz ardı ettiğinden dolayı karanlığa gömülmüş sömürülmeye mahkum olmuştur. Bana göre sömürgeci devletlerin manda anlayışına ve terörizmin etkisinin kırılmasına karşı en büyük silahlardan biride iyi ve bilinçli eğitimdir. Bu konuya ülkemiz çerçevesinde bakarsak tabiri caizse selam verip borçlu çıkarız. Adı eğitim lakabı ise sorun deriz bu coğrafya da. Veliler, öğrenciler, öğretmenler, anlaşılmayan dersler ve en önemlisi yanlış politikalar bu sorunun besin kaynağı. Adeta bu beşli koalisyon arasında medcezir yaşanıyor.  Büyük bir mesele olmasına rağmen sözde bu konudaki yenilikler temeli atılmamış bina gibidir. En hafif sarsıntı da etkisi büyük sonuçlar doğuruyor. Medya da yeni icatların mucitlerinin yabancı oluşunu görmek bizim derdimize kafi derecededir.  En iyi eğitim okullarının yabancıların elinde bulundurulması derdimize kafidir. Bu konuda olumsuzlukları tanımlarsak eksi sonsuza doğru aleyhimize olur. Sorun kelimesini sıkça dile getirdim. Çünkü biz sorunların olumsuzluklarını dile getirerek meseleyi hallettiğimizi zannediyoruz. Olumsuzlukları belirtmek ilk aşama tohumun toprağa atılmasıdır. Sonrası sulamaktır(çözüm üretmek). Ama bizler sulamıyoruz hormonuyla oynuyoruz bu nedenle vitamin eksiliği baş gösteriyor reçetelerde. kendimize ait olanı değil başkasına ait olanı aldığımız için başarımızın üzerine Çin Seddi gibi duvar çekiyoruz . Bir sorun belirlediğimiz zaman çözümü üretmeyi başkasına veya yabancılara bırakıyoruz. Bu yazımızda sosyolojik bakacağız.

1 Veliler: Öğrencinin başarı ve başarısızlıklarında doğrudan etkilidirler. Psikolojik ve fiziksel güdülemenin kaynağıdırlar. Ülkemiz genelinde velilerin öğrenciler üzerindeki en büyük etkisi çocuğun yetenek ve dehasının göz ardı edilmesidir. En genel anlamda çoğu veli öğrencisinin yönlendirme deki amacı öğrencinin gittiği yüksek bir bölümde çevreyle övünme bencilliğidir. Benim oğlan şurada benim kız burada okuyor peki bu durum da mutlu bir gelecek nerde? Ancak hayallerde. Velilerin öğrencilerin geleceğine yön verme yetkisi var ve muhakkaktır ama öğrencilerin hayallerini kırma yetkisi yoktur. Unutulmamalıdır ki suyun önünü kestiğinizde sadece elektrik üretirsiniz ama önü açtığınızda yüzmek için, içmek için, çevreyi sulamak için ve daha nice amaçlar için kullanılır. Öğrencilerin önü kesilerek tek bir amaca sürüklenmemeli. Çevremizden bazı arkadaşlarımız yakınıyor aile zoruyla mühendislik isterken tıpa,  beden eğitimi öğretmenliği isterken matematik öğretmenliğine,  ilahiyat isterken hukuk gibi bölümlere (BASKI) ile geldik. Peki, bu arkadaşlarımız mezun olana dek velilerin mutluluğuna ortak olacak peki ya meslek sahibi olduğu zaman hayatı boyunca istemediği bu işin ona vereceği huzursuzluk basiretsizliği ne yapmalı.  Bu arkadaşlarımız yarın matematik öğretmeni oldu varsayalım bulunduğu okulda matematiği seven öğrencilere ne kadar bilgi aktaracak ve bu başarısızlık o öğrencilere bulaşacak öğrencilerin bir şey anlamadıkları zaman al sana nar hikayesi. Mesleğe sürdünüz bir tane meslekten sonra bin tane. Bu durum olay örgüsü olmayan Hikaye gibidir siz bir kahramanla bitireyim derken arkasına kitlesini de takar en iyisi kahraman yerinde ve zamanında kullanırsanız al sana mutlu son.

2: Öğretmenler:  başarılarıyla övünülen başarısızlığın faturasının kesildiği kişilerdir. Öğrencilerin başarı ve başarısızlığından velilerden bir adım daha öndedirler. Bilginin aktarılmasında köprü gibidirler. Bu köprünün kısa menzilli olması kafidir çünkü bilgi aktarma ne kadar kısa ve hızlı olursa izahiyet de o kadar kolay olur. Öğretmenin bilgisin yanında öğrenciyi derse sevdirme projeleri olmalı. Sosyal medyada gezinirken bir öğretmenin öğrencilerine öğrettiklerini bilgi yarışmasıyla pekiştirdiğini gördüm. Bu öğrencilerin derse odaklarını arttırıyordu. Çünkü sonuçta hem galibiyet statüsü hem de ödül var. Bugün eğitimden uzaklaşmanın sebepleri arasında öğretmenden alınamayan verim ve haksızlıklar geliyor. Bazen fevri karar almaları, öğrencilik yaşadığı halde öğrencileri anlamama durumu ve iletişimsizlik öğrenciyi okuldan soğutan etkenlere arasındadır. Yakın zamanda bir ağabeyimize memleketten telefon geldi arayan kardeşiydi çok çalışkan olmasına rağmen hocasının not konusunda yaptığı haksızlıktan dolayı okuldan soğuduğunu söylüyordu. Üniversiteden bir arkadaşımız hocalar ve derslerden dolayı üniversiteyi bıraktı bu ve buna benzer birçok hikaye var yazarsak ciltli kitap olur. Bazı hocalarımız ben dersimi anlatırım anlayan anlar anlamayan anlamaz diyor. Peki, bu konuda temeli olmayanlar ne yapacak?  Yani o ders ancak delikli kapla su doldurmaya benzer ben su dolduracağım dökülmeden hemen alın yoksa su yok kalan da dişte ki kavuğa yetmez.  Ve yahut hoca size bunu ilköğretimde anlatmışlardır diyor. İlköğretimde ise lisede size anlatılacak deniliyor bu durumda öğrenci ne yapmalı?  Çelişkiler burada başlıyor. Çoğu hocaların teknolojik slaytları aldanıp öğrenciye oku geç mantığı başarısızlığımızın nedenlerindendir. Veyahut öğrencinin beklenmediği nota karşılık hocadan kağıdını kontrol etme talebi ve buna karşılık verdiğim puanları geri alırım şeklindeki reddi öğrencinin özgüvenini de kırmaktadır. Lise yıllarında hocamızın isteğiyle TUBİTAK ‘a bir sosyolojik proje hazırladık. Konusu öğrenci başarı ve başarısızlığında hocanın etkisiydi. Bu kapsamda 5 lise de bir anket çalışması yaptık. Ankette aklıma gelen en güzel soru şuydu: öğretmenin ailevi veya psikolojik bir sorunu öğrenciyi etkiler mi sorusuna %95 evet demişti.  Velev ki bu moral bozukluğu öğrenciyle buluştuğunda al sana nar etkisi. 3 puan gönülden veya isteksiz vermek kimseyi canından malından etmez. Öğrenciyi hocaya sevmeye derse odaklamaya çalışır. Asıl iş hocanın ders branşın da değil dersi anlatma taktiğindedir. O ders ne kadar sade eğlenceli geçerse al sana başarı. Hocalarımızın sabit bir okul da görev yapmamaları, veliler, öğrenciler ve ailevi hayat üçgeninde yoğun bir hayat sürmeleri de öğretmenlerimiz üzeri deki büyük bir yükün olduğunun göstergesidir. Bu durumda yoğun bir baskı altında verilemeyen olumsuz eğitimin vebali sisteme değil elbette ki sürü psikolojisi haliyle öğretmenlerimize atfedilecektir.  Eskiden tekkeye gidenlere bugün gönül aldın mı? Kalp kırdın mı? Denilirdi.  Bizler de her gün kendimize bu soruları soralım bizlerde kalp kırmayalım hayatı doğru ve hakkıyla yaşayalım yaşatalım. Gaddar tarzı hocalarımıza ve sadece maaş için bu işi yapan hocalarıma önerimdir öğretmenlerin gerçek ve zor öyküleri yazılı olan ‘Kelebeğin Rüyası’ ve  ‘Son Mahni’ adlı kitapları okumalarıdır. Mehmet Akif’in asım neslini yetiştirmek istiyorsak kitabı sevdireceğiz okulu ev gibi yapacağız ki çıkışta koşarak gidildiği gibi girişte de koşarak gelsinler bu konuda öğretmenlerimizin yükü ağır kendilerine has sosyal projeleri birçok öğrenciyi hayallerine kavuşturacaktır. Asımın nesli öyle ki Üstad Akif’in de dediği gibi barut ve silah kokusunun yerini kitap kokusu almalı işte savaşları bitirmenin eğitimdeki yeri ve öğretmenlerin görevi öğretmenliğin sınıfta okulda değil beşeri hayatta ne kadar önemli olduklarını da gösterir. Bir Ukrayna atasözü derki : Öğretmenler ve ağaçlar ürünlerinden belli olur. Hakikaten de önce eğitim sonra öğretim.

3: Öğrenciler:  Başarıyı kendilerine başarısızlıkları başkalarına yıkan eğitimin en önemli parçasıdırlar. Hayalleri istekleri yüksek olup bu gayede pek çaba sarf etmeyen pek çalışmayan gruptur. Akılların da hep şu var hayaller çalar saat gibi biz kurarız onlar çalarlar. El cevap haksızda değiller ama başarısızlıkta umut kırgınlığına hemen düşüyorlar. Bu dünyanın kuralıdır. Yer de çeker her türlü olumsuzluklarda çeker ama onların da bir kuralı bir rotası olmalı ki her rüzgar da yaprak gibi sallanmasınlar.  Bu konuda ki en geniş anlamda ki olumsuzluk velilerden kaynaklanıyor.  Öğrenci ilgi ve yetenekleri göz ardı edilerek (BASKI) yoluyla yönlendirilmeleri büyük bir psikolojik sorun olarak ortaya çıkan bu durum öğrencinin okuldan soğumasına neden oluyor. Toplumumuz tarafından matematik dersi iyi olan öğrencinin zeki olarak görülmesi öğrenciyi bu branşa ilgisini itici bir koşullanmaya itiyor. Öğrenim süresin deki istemsiz bu sorumluluk öğretmen ders anlatırken iletişimsizliğe dönüşüyor. Sistem kurbanlığı da bu grubun içler acısı durumunu gösterir öğretmenlerin sabit bir yerde kalmama durumu varken öğrencilerde ise bu durum aşırı sistem değişikliği ve bunda yaşanan uyumsuzluklar baş gösteriyor. Eğitimi de sadece ezber üzerine kuran öğrenci arkadaşlarıma da bu söz Mark Twain’den gelsin : Eğitim; kafayı geIiştirmek demektir, beIIeği doIdurmak değiIdir.

4:DEVLET POLİTİKALARI: Sorunun çekirdeğine kadar irdelediğimizde kaynağın yanlış zemin ve zamanda getirilen bu politikalardan oluştuğunu görebiliriz. Araba değiştirir gibi bakan değiştirmek ve işin gülünç tarafı işin erbabına verilmemesidir ki burada siyasi menfaatler karıştırılarak görevlendirmeler yapılıyor! MEB ve ilgili kuruluşların karar ve danışma mekanizmaları sözüm ola dedikleri yenilik programlarını zemine ayak uydurmadan getiriyorlar. Bu durum fırında pişmiş kaynar bir yemeği soğumasını beklemeden yiyiniz demektir ki bunun sağlığa zararı neyse yenilik programlarının eğitime zararı da odur.  Milyonları ilgilendiren kararlar kapalı salonlarda alınmamalıdır. Öğretmenlerin görüşleri alınmalı programın fayda ve zararları anlatılmalıdır. Milli bir bilinçten söz etmek için milli bir eğitim sistemi şarttır. Bu şartta devşirmeyle değil üretmekle olur.  Bu eğitim sistemleri bizim dünyayı tanımamıza yardımcı oluyor. Peki, insanın maddeyi tam biliyor olması ama kendi fıtratını bilmiyor olması tehlikeli bir durum değil midir? Bu durumda insanın kendi fıtratını tanıması için bu konuya eğitim siteminde yer alması gerekmez mi?  Tıp ilimlerinin de öğretim sürecinde yer almalıdır.  Fen ilimlerine değer verdiğimiz kadar Din kültürü ve ahlak bilgisi derslerine de ağırlık verilmelidir. Çünkü ahlaki bozuk bir neslin her şeyi kapsayan hayatı da tehlike altındadır. Yalnız bu derslerin İslamiyet inancına sahip olmayan kişilere seçmeli olarak okutulması taraftarıyım çünkü bu eşsiz sistemi benimsemeyen ve yahut zorla okutulduğunu düşünen kesimlere yanlış aksettirilebilir. İslami sistemlerde inanç özgürlüğü vardır. Ve herkese de kapısı açıktır. Her gün 1 saatlik olmak üzere beden eğitimi dersi ve okuma dersi zorunlu olmalıdır. Çünkü hem okumak bilgi geliştirir öğrenciyi merak sarmalına çeker ve araştırma yapar ne kadar araştırma yaparsa kendinde ki bilginin yansıtacaktır.

5:ANLAŞILMAYAN DERSLER:  Bu derslerin bulunduğu günler öğrencilerin kara günüdür. Bu günün bitmesi haftanın bitmesi anlamına gelir. Bunun sebepleri arasına bakarsak ya çok baskı (Ödev) v.b şeyler vardır ya da öğretmenle iletişimsizlik vardır.  Ya öğrenci dersi seviyor öğretmen anlatamıyordur ya da öğretmen anlatıyor öğrenci anlayamıyordur. Bu x ve y denklemini çözebilmek için bizlerinde bazı şeylere değer vermemiz lazım ki bilinmeyenler ortaya çıksın.  Psikolojide öğrenilmiş çaresizlik vardır bizler bu durumda kendimizi kandırıyoruz. Çalışırsam yaparım aslında ama istemiyorum ve bu dersi sevmiyorum diyerek soruna çözüm bulduğumuzu zannediyoruz. Çalışarak yapılamayacak bir şey yoktur hakikaten bizi zorlayacak bu itici koşullanmanın üzerine gidersek maddeci bu sistemde dert edilecek bir şey yoktur. Öğretmenlerin de bu konuda dersle alakalı olmayan ödevler vermesi öğrencinin bu dersten soğumasına sebeptir. Sadece zaman kaybı dersle alakası olmayan ödevler yükten başka bir şey değildir.

Eğitim insanoğlu var olduğu sürece devam eden bir süreç. Temel eğitim aile içinde başlar, okullar da devam eder. Kimisi için, ilköğretim kimisi için lise, kimisi için üniversite kimisi içinde yüksek lisans eğitimin zirvesidir. Kimisinin hayat şartları bu eğitimi almasını engeller kimisi de keyfiyetinden okumak istemez Demek ki eğitim hayat şartlarına ve isteklere göre görecelidir.Göreceli bir süreçte baskı ve zorlamayla  olursa başarı artar mı? Artmaz Osmanlı’daki eğitim kurumlarının tabelalarında yazdığı gibi uçan kuşa yüzmeyi yüzen balığa uçmayı öğretemezsiniz.

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.